Perşembe, Mart 21, 2019
Text Size

Kadınlarda Sağlıklı Yaşlanma” konulu panelde ''Kadın ve Medya Algısı''nı anlattım.

Selçuk Üniversitesi Kadın, Aile ve Toplum Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Merkezi (Katum) Müdürlüğünün düzenlediği “Kadınlarda Sağlıklı Yaşlanma” k...

İkindi Sohbetlerinde ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

Konya Kültürünün işlendiği Koyunoğlu Müzesi İkindi Sohbetlerinde seçkin bir toplulukla "Mevlana ve İletişim" konusunu paylaştık. Gerçekten dinleyi...

Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

ASKON Konya Şubesi Yönetim Kurulu üyelerine ''İş Hayatında İletişim, Aile İçi Huzurun Dinamikleri, İş ve Aile Ahlakı'' konularında sunum yaptık.YK Baş...

Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

M. Hasan Sert İlkokulunda Velilerle 'İletişim' ve yardımcıları 'Sevgi ve Sabır' konusunu paylaştık...

  • Kadınlarda Sağlıklı Yaşlanma” konulu panelde ''Kadın ve Medya Algısı''nı anlattım.

    Çarşamba, 13 Mart 2019 12:05
  • İkindi Sohbetlerinde ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Salı, 05 Mart 2019 08:34
  • Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

    Pazartesi, 24 Aralık 2018 14:06
  • Muhabbethane'de Gençlerle ''Huzurun Anahtarı''nı konuştuk...

    Salı, 13 Kasım 2018 08:17
  • Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

    Perşembe, 25 Ekim 2018 09:01

Ahlak



Bu yıl Konya’da Şeb-i Arus etkinliklerinin teması ‘Birlik Vakti’

Tek(EHAD) ve bir(VAHİD) olan Yaratıcı yeryüzünde kendi teklik(EHADİYET) ve  birliğini(VAHİDİYET) yaşaması ve yaşatması için Halife makamında Adem’i yarattı.

Adem’in yaratılma hikmeti; Kemal ve Cemalin zirvesinde olan tekliğini, birliğini Allah’ın görmek  ve göstermek istemesi idi.

Ruh-u Muhammediyi Halife insanın en Kemal ve Cemal şekliyle donatarak yarattı.

Ama Kainatta  sünnetullah geçerliydi.

Sünnetullahın cari olduğu yaratılışta ise; kudretten ziyade işler ‘Kün feyekün’le  birlikte hikmetli  bir tedricilik sürecinde   meydana geliyordu.

Adem’de bir damlayla başlayan Nuru Muhammed-i, her Peygamberle birlikte çaylara, derelere,  ırmaklara, denizlere ve Okyanuslara akarak Hatem-ül Enbiya ile tamamlandı.

‘Ben güzel ahlakı tamamlamakla gönderildim’ derken 123.999 Peygamberin taşıdığı ve getirdiği  bayrağı Tevhid kalesinin Ehadiyyet burcuna dikme görevi Hz. Ahmed-i Muhammed Mustafa  (s.a.v.) verilerek tamamlama vazifesini kasd ediyordu.

Allah her şeyin kendine ait ve kendinden olduğunu ifade için yaratılmışların her yerine ‘Madein  Allah’ manasını ifade eden özellikte yarattı. Göz bebekleri, parmak izleri, DNA, RNA, ses, koku,  şekil v.b.

Bu muhteşem çokluk içinde birlik, alenen bütün yaratılmışların bir elden çıktığını ve o kısa bir  süre göründükten sonra tekraren yine o Bir’e döndüklerini herkese gösteriyordu.

Birliğin zirvesine ulaşan Ahmed-i Muhammed Mustafa birliğe akmasıyla Miraç’a yükselmiş, Kab-ı Kavseyn makamını idrak etmiş ve kapıyı beşeriyete açık bırakmıştı.

Ve Ahmed 40 yaşında verilen vazifeyle,  çokluk, cemaat, cemiyet olan ve ebced değeri 40 olan ‘mim’ harfini kaldırarak. ‘Ahmedi’  ‘Ahad’ yapmış ve çoklukta birliği görmenin, çokluktan birliğe geçmenin metodunu bizzat yaşayarak gösterdi.

Mevlana Celalettin Rumi eserlerinde;  Mesnevi,Divan-i Kebir, Fi Ma Fih,  Mecalis-i Seb’a, Mektubat’ta hep ‘Ahmed’in ‘ ‘Ahed’ oluşunu anlatır bizlere.

Bir’den geldiği şuurunda olanlar, Bir’le yaşadığının farkında olanlar, ’Birlik’ olurlar.

Bu anlamda birliğin olduğu yerde bu günkü anlamda anlaşılan ve kullanılan  beraberlik olmaz.

Bu gün ‘beraberlik ‘ iki  veya daha fazla insanın birlikte olması manasında kullanılıyor.

Oysa ber-a-ber; kalplerin aynı yöne atması ve akması  anlamında kalplerin ve gönüllerin tam anlamıyla birliğini ifade eder.

Devamını oku...

Hz. Osman'ın isyancılarca şehit edilmesi üzerine Hz. Ali halife seçilmişti.

Halife Hz. Ali, Hz. Osman'ın katilleri tam olarak netleşmediğinden,(isyancılar birlik halinde olayı yaptıklarını ifade ederek olayı saklıyorlardı) "Hiçbir günahkar başkasının günahını üstlenemez."(Fatır,35/18,Necm,53/38,Zümer,39/7) ayetine dayanarak kısas için beklenmesi ,araştırma, soruşturma ve incelemeye devam edilmesi gerektiğini düşünüyordu.

Bu yaklaşım içtihadi olarak Adalet-i Mahza’nın yerine getirilmesi görüşüydü.

Fakat Hz. Aişe, Hz. Talha ve Hz. Zübeyir, Hz. Ali'nin bu konuda yanlış bir tutum sergilediğini, isyancıların blok halinde Hz. Osman’ın katlini kendi yaptıklarını ifade ederek katil ya da katilleri saklıyorlar, kısasın gerçekleşmesine izin vermek istemiyorlardı.

Bu durumda Adalet-i Mahza , yani sadece katleden veya katledenlerin bulunup cezalandırılması imkansız, o halde Adalet-i izafiye, yani cinayeti ben işledim diyen tüm isyancıların katlini talep ediyorlar ve kısasın fitne büyümeden hemen gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyorlardı. Bu yüzden katillerin dönüş güzergahı olan Basra'ya gittiler. İstedikleri savaş çıkarmak değil, hakkı uygulayıp katilleri kısasen öldürmekti.

Bu durum Hz. Ali'ye "Basralılar sana karşı Aişe'nin yanına toplanmışlar." diye iletildi. Abdullah İbn-i Ziyad anlatıyor: "Hz. Talha, Zübeyir ve Hz. Aişe (r.anhüm) Basra'ya yürüyünce, Hz. Ali, Ammar İbn-i Yasir ve Hasan'ı (r.a.) gönderdi. Bu ikisi Küfe'ye yanımıza geldiler ve minbere çıktılar. Hz. Hasan (r.a.) minberin yukarısında idi. Ammar (r.a.)'da ondan daha aşağıda idi. Biz onların etrafında toplandık. Ammar'ın şöyle dediğini işittim:

"Aişe annemiz, Basra'ya yürümüş. Muhakkak ki o, dünyada da ahirette de Peygamber (aleyhisselam)'ın zevcesidir. Ancak Allah sizi (bu olayda) imtihan ediyor: Kendisine mi itaat edeceksiniz yoksa ona (Hz. Aişe) mı?"

Böylece Hz. Ali de Küfe'den bir cemaat topladı.

Daha sonra Hz. Talha ve Hz. Zübeyir ile görüştüler. Görüşmede davalarının bir olduğu ortaya çıkınca anlaşmış bir şekilde ayrıldılar. Ne var ki, Hz. Osman'ın kuşatmasında bulunan fitneci ve onu öldüren münafıklar Hz. Ali ile Hz. Aişe'nin anlaşması halinde kendilerinin infazından korkup büyük bir fitne hazırladılar. İki tarafa da kuşatma düzenleyip bunu diğer tarafın düzenlediğini söylemişler büyük bir provokasyonu ustalıkla yürürlülüğe koymuşlardı.

Böylece iki farklı içtihad için toplanmış olan iki grup arasında savaş başlatılmıştır.

Devamını oku...

Dünyanın en kıymetli değeri, sizi karşılıksız seven ve size siz olmadığınızda da dua eden bir insandır yani dosttur.

Sanayileşme, kapitalizm, tüketim toplumu, pragmatizm gibi etkenler günümüzde dostluğun önemini iyice artırdı.

Zira dostluğun  yukarıda saydığımız etkenlerin kitabında maalesef yeri yok.

‘Daha çok kazan, daha çok tüket, tükettiğin kadar mutlu ol, tükettiğin kadar kendini gerçekleştir’ gibi yaratılışa, fıtrata tam zıt hatta yaratılışa savaş açan bu yaklaşımları insanoğluna mutluluk getirmiyor.

Başta eşi olmak üzere dostuyla kendini tamamlayan, dostuyla var olan insan, gönlüne gönül, sohbetine sohbet, duasına duayla karşılık veren samimi dostları kadar mutlu olabiliyor.

Hz. Muhammed-Hz. Hatice-ül Kübra, Hz.  Muhammed, Ebu Bekir(r.anhum) dostlukları en güzel misaller. İkinin ikincisi sözüyle Kur’an-ı Kerim’de rabbimiz bu dostluğu övüyor ve bize dünyada böyle dostlar edinmemizi tavsiye ediyor. Bu ifadenin de yer aldığı ayet bize bir HAYAT NİZAMI tavsiye ediyor: ‘’Eğer siz (ilayı kelimetüllah için) o (Peygamber)e yardım etmezseniz (mühim değil, Allah ona yardım edecektir). Hani vaktiyle inkarcılar onu iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir'le birlikte Mekke'den) çıkardıkları zaman, ona Allah yardım etmişti. Onlar (Sevr dağında) mağarada bulunurken, o arkadaşına: “Tasalanma, çünkü Allah bizimle beraberdir” demişti. Bunun üzerine Allah da o(na yardım etmiş ve arkadaşının kalbi)ne huzur ve güven indirmişti. Ve onu görmediğiniz ordularla desteklemişti. Böylece inkâr edenlerin sözünü (davasını) alçaltmıştı. Allah'ın sözü en yücedir. Çünkü Allah üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.’’Tevbe,9/40

Hepimize örnek olabilecek bir dostluk hikayesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Yardımcımız Yalçın Akdoğan arasındaki dostluk bizlerin ders alması, gıpta etmesi , olumlu anlamada istifade etmesi adına güzel ibret levhaları sunuyor.

İşte bu zamanda dostluk böyle olur kabilinden örnek bir dostluk hikayesi onların ki.

Yazılarını zevkle okuduğum ve istifade ettiğim  Türkiye’nin en iyi iletişimcilerinden kabul ettiğim Nuran Yıldız Hanımefendi bakın bu dostluğu bize de ders ve ibret olsun şekliyle ne güzel kaleme almış:

‘’Kıskançlık huyum yoktur. Sevgilimi. Meslektaşlarımı. Başarılıyı. Paralıyı. Şöhretliyi. Kıskanmam. Sanırım “sahip olma”ya meylim yok.

Ama. Cumhurbaşkanı/Başbakan Erdoğan’ın, danışmanı Yalçın Akdoğan’la ilişkisini hep kıskandım.

Devamını oku...

Dünyaya imtihan için gönderilen insanın en kıymetli sermayesi zamandır.

Zamanı daha çok bir yıllık dilimlerle ifade ederiz.

Zira yıllık alışkanlık tekrar edilir çoğu zaman.

Alışkanlıkları terk etmek ve değiştirmek çok ama çok zordur.

Bu sebeple hayatımızı olumlu alışkanlıklarla donatmak en akıllıcası.

Bu olumlu davranışların kazanılmasında da en çok ihtiyacımız çelikten bir irade.

İşte Recep-Şaban ve Ramazan ayları hayatımızı disiplinize etmek ve irade eğitimi açısından çok önemli bir destek sağlıyorlar bizlere.

O halde hayatımıza her yıl bir müfettiş edasıyla katkı yapan Recep-Şaban ve Ramazan aylarına yakından bakalım.

Alışılmasının önüne geçmek ve yılın tüm zamanlarına nüfuz etmek için her yıl 10 gün önceden gelir.Gelmeden Recep ve Şaban isminde 2 yardımcısını gönderir. Yardımcılar üstadları olan Ramazan konusunda ev sahiplerini bilgilendirir ve onun ziyaretine hazırlarlar. 

Ve muhteşem bir eda ile gelir Ramazan. Hediyelerle , müjdelerle , temizlik maddeleriyle gelir.Ruhumuzu , kalbimizi , gönlümüzü temizler.Bizi fabrika ayarlarına döndürmek için gayret eder.Bu 3 aylık manevi check-up aynı zamanda diğer 9 ayın aynı şeklide yaşanması içindir. 

Ciddi  , şefkatli , merhametli bir müfettiş gibidir Ramazan ve yardımcıları Recep ve Şaban. Bize çok şey getiriler ve bizden çok şey götürüler.Önemli olan onları önemsemek , ciddiye almak ve nasihat ve ikazları dinlemek. 

Dünyevileşmenin zirve yaptığı , madde ve bedene yatırımda korkunç bir yarışın içindeki insanoğlu için Ramazan tam bir rahmettir.Maddeten elinin eteğini oruçla çeken insan ruhunu hatırlar.Rabbinden bir parça olan ve maddenin ve bedenin inceldiği kadar kendini gösterebilen ruhun bayramıdır Ramazan.

Mevlana öyle der:Beden ve madde ağaçlarının inceldiği kadar ruhun ışıkları huzmeler halinde kendini gösterir.

Devamını oku...

haddini bilmek ile ilgili görsel sonucuİnsan Yüce Yaratıcı tarafından Halife olarak yaratıldı.

Kendisine irade ve inisiyatif kullanma yetkisi verildi ki ; bu hiçbir yaratılmışa verilmemişti.

Yaratılışta fıtratta irade ve inisiyatif kullanma yetkisi sınırsız verilen halife insana Peygamberlerle gelen kitaplar ve şeriatlar sınır çizdi.

Fıtratta sınırsız, dinler ve şeriatlarla sınırları çizilen insanın imtihanı buydu aslında.

Hakkını ve haddini bildiği oranda değerli bir kuldu.

Hakkını ve haddini bildiği kadar güçlü ve onurluydu.

Hakkını ve haddini bildiği sürece ahsen-i takvimde kainatın tepesindeydi.

Bu sebeple İslam’ın 6. Şartı ‘haddini bilmek’ dendi.

İblis Yüce Yaratıcıya açıkça ifade ettiği üzere insanı hakkı ve haddinin dışına teşvik etti hep.( (İblîs): «Beni azgınlığa itmene karşılık, and olsun ki, onları saptırmak için senin dosdoğru yolun üzerinde oturacağım, sonra da onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından (yaklaşıp) geleceğim ve Sen, onların çoğunu şükreder bulamayacaksın» dedi.Araf,7/16,17)

Demek ki insanın tüm gücü ve kuvveti ayaklarını sağlam basabildiği, kendisine tahsis edilmiş alanıyla sınırlı.

Bizi yoran , üzen, sabrımızı tüketen, agresif yapan, psikolojimizi bozan, cinnete getiren olaylar gerçekte bizim alanımızda olmayan bizim hakkımızı ve haddimizi bilmeden girdiğimiz alanlar.

Rabbim kendi sınırlarında kalması şartıyla insana kaldıramayacağı hiçbir yükü yüklemeyeceğini garanti ediyor.(Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden daha fazlasını yüklemez.Bakara,2/286)

Rabbim bu sınırlara dikkat etme konusunda Peygamberlerinin dahi zorlandığı misalleri bizlere vererek eğitir bizleri.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 5 - 16

5