Cuma, Mart 05, 2021

Text Size

Ahlak



Ahirette insanlardan cennetlik olanları müjdelerken melekler şu  cümleyle hitap edecekler:

‘’Rablerine karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar da gruplar halinde cennete sevk edilirler. Cennete vardıklarında oranın kapıları açılır ve (cennet) bekçileri onlara şöyle der: “Size selâm olsun, hoş geldiniz! Haydi, ebedî kalmak üzere girin cennete!” Zümer, 39/73

‘’İman etmedikçe cennete gidemezsiniz.

Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.

Yapacağınız zaman birbirinizi seveceğiniz ameli söyleyeyim mi?

Aranızda SELAMI yayınız.’’ buyurdu Allah Resulü.

‘’SELAM denizi coşdumu gönüllerdeki kini giderir.’’ Pir’in sözünün merkeze yerleştirildiği bu sene ki Şeb-i Aruz’un teması ‘’Selam Vakti.’’

Selam barış, esenlik, huzur demek.

Selam hayatta başarı ve mutluluğumuzun en önemli ilkesi olan iletişim kapısının anahtarı.

Ailede Huzur için 9 S’den en önemlisi sohbet birliğinin besmelesi selam.

Kalplerdeki düşmanlığı, kini, zulmeti yok eden bir iksir selam.

Allah’ın 99 isminden en çok zikredilen isimi es- Selam.

Müslümanın en fazla 72 saat küs durabildiği kardeşine, 3 günlük süre dolduktan sonra hitap etmek zorunda olduğu kelam selam.

Devamını oku...

‘’Dünyada her şey zehirdir, önemli olan dozdur’’ der Paracelcus.

İnsanın ana vatanı cennettir ve ona uygun bir biçimde(ahsen-i takvim) yaratılmıştır.

İmtihan için dünyaya belirli bir vakit için gönderilmiştir.

Dünyada cennetin numunesi olan ve numune şeklinde verilen tüm nimetlerin yenilmesi, içilmesi ve kullanılması hususunda belirli bir doz belirlenmiş Peygamberlerin öğreticiliğiyle.

Bu doz aşıldığında nimetler bize zarar veren nikmetler haline geliyor.

Bu sebeple insan ruh ve beden sağlığı için kullandığı tüm nimetlerde doza dikkat etmeli.

Bu kural yediğimiz, içtiğimiz ve kullandığımız nimetlerle alakalı olduğu gibi; bize verilen duygular ve kabiliyetlerin kullanılmasında da geçerlidir.

Misal olarak sevmek muhabbet duygusunu esas alacağız.

Evet kainatın mayası olan sevmek duygumuzu kullanırken dahi dozuna dikkat etmek zorundayız.

‘’İnsanlık tarihinde ilk şirke düşen toplum Hz. Nuh'un kavmidir. Bunun sebebi velilerine, sevdikleri insanlara yönelik olarak gösterdikleri aşırı saygı ve sevgidir. Hz. Nuh kavminin heykelini yapıp taptığı Ved, Suva, Yağus ve Yeuk isimli kişiler aslında sevdikleri salih insanlardı.’’ (Hadis-i Şerif, Ebu Davud, Edep, 116)

Peygamberimiz bu konuda geçmiş ümmetlerin hatasını anlatıp, ümmetini uyarmıştır.

Devamını oku...

Gambit, bir satranç terimidir.

İki tür satranç oyuncusu vardır.

Birincisi: Taş hesabı yapan, rakibinden daha fazla taş yiyerek ya da kendi taşlarını katı bir savunmayla muhafaza etmeye çalışan sıradan, sıkıcı, zevksiz, riske girmeyen ortalama ve yaygın tip.

İkincisi: Gambiti bilen, strateji ustası, hedef odaklı, risk alan, kurduğu 7, 8, 9, 10 hamle sonrası galibiyet için taşlarını feda eden zevkli, zeki, olağan dışı satranç oyuncusu.

Demek ki gambit: Daha iyi bir mevki veya oyunu kazanmak için bir oyuncunun bir veya birkaç taşı feda ederek stratejik üstünlük kurması anlamına gelmektedir. Satranç dışında da hesaplı bir hareket, bir tür hile, bir tür tuzak anlamlarında da kullanılır.

Lise 1.sınıftan itibaren satranç oynarım. Aynı zamanda sertifikalı satranç antrenörüyüm. Hiçbir zaman taş hesabı yapmadım. Hep strateji kurdum, gambiti uyguladım ve hiçbir zaman pişman olmadım.

Peki gambiti satranç dışında sosyal hayatımızda uygulayabilir miyiz?

Sadece gambiti değil satrancın tüm enstürman ve uygulamalarını sosyal hayata uygulayabilirsiniz.

Bunun için bütün anne/baba, komutan, idareci ve  öğretmenlere çağrım, çocuklarınıza/öğrencilerinize/askerlerinize satrancı mutlaka öğretiniz.

Sosyal hayata gambiti nasıl uygulayacağımız konusuna gelince:

Hayatta karşılaştığımız insan tipi vardır.

Birincisi: Sürekli küçük hesaplar peşinde, sineğin yağını hesap eden, cimri, pinti, her olaya sadece kendi bulunduğu yerden bakan, dünyanın kendisi için döndüğünü düşünen, bencil, egoist, asla risk almayan, kıl, keyifsiz, zevksiz ot, olağan, sıradan tip.

İkincisi: Paylaşımcı, dünyanın diğer insan ve varlıklarla güzel olduğuna inanan ve bunu yaşayan, cömert, kendisi ve başkası için risk alan, keyifli, özgün, olağan dışı tip.

İşte ikinci tipler hayat oyununu gambit çerçevesinde oynarlar.

Risk alırlar.

Sevdikleri için hesapsız fedakarlık yaparlar.

Devamını oku...

Adnan Oktar ve ekibinin cürümlerine baktığımızda bir kez daha anladık ki şeytan ve dostları  insanı en zayıf yerinden vuruyorlar.

Zevk ve sefanın zirvede yaşandığı cennette yaşarken dahi Adem babamız ve Havva anamızı bu zayıf yerinden vuran iblis, adem nesline de aynı tecrübe edilmiş numarayı çekmekten hiç vazgeçmedi.

Rabbim yüce kitabı Kur’an-ı Kerim’de kullarının imtihanın gereği olarak insana musallat edilmiş şeytan ve hileleri konusunda uyarır. Ve imtihan edilirken en zayıf olduğu konuları önem sırasına göre sayar. Tabii ki birinci sırada ‘’kadın’’ vardır.

‘’Kadınlar(1), oğullar(2), altın ve gümüş (cinsin)den birikmiş hazineler(3), soylu atlar(4), sığırlar(5), arazilere yönelik tutku(6) ve dünyevî zevkler(7) insanoğlu için çekici kılınmıştır. Bütün bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah'ın katındadır.’’

Al-i İmran, 3/14

Hasan Sabbah’tan Fetö’ye , Daeş’ten Pkk’ya ve son gündem Adnan Oktar örgütüne kadar bütün organizasyonlar kadınları en etkin bir biçimde kullanmıştır.

Yüce Allah kitabında 3 konu olumsuz fiil konusunda ‘’yapmayın’’ yerine ‘’yaklaşmayın’’ tabirini kullanır. Müminin en çok dikkat etmesi konu bu Rabbimizin yaklaşmayın dediği zina, yetim malı yemek ve riba(faiz) konusudur.

Devamını oku...

SETÖ;(Suikastçi  Terör Örgütü)Mithat Paşa ve Hüseyin Avni Paşa nihai bir netice elde etmek için padişahın tahttan indirilmesi gerektiği fikrindeydiler. Bunun için  29 Mayıs 1876 günü Mithat Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Harbiye Mektebi Nazırı Süleyman Paşa, Şurayı Devlet Reisi Redif Paşa yeni şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendiden padişahın tahttan indirilmesi için hal fetvası aldılar. Her şey hazırdı. Bir gün sonra Harbiye Mektebi Kumandanı Süleyman Paşa iki tabur askerle Dolmabahçe Sarayı'nı bastı ve Sultan Abdülaziz’i tahttan indirdi. Sultan Abdülaziz’in hal gerekçesi olarak da ‘muhtelüs şuur’ olması gösterildi. Sultan Abdülaziz tahttan indirildikten sonra haremi ile birlikte Topkapı Sarayına nakledildi. Topkapı Sarayına nakledilen Sultan Abdülaziz bir gün sonra kardeşinin oğlu Şehzade Murad’ın cülusunu tebrik edecek ve kendisine ikamet için başka bir yer tayin edilmesini isteyecekti. Bunun ardından Sultan Abdülaziz’e kendi yaptırdığı Feriye Sarayı uygun görüldü. 4 gün sonra haremi ile birlikte buraya yerleşen Sultan Abdülaziz 5 Haziran günü odasında bilekleri kesilmiş bir vaziyette bulundu.

Su-i kastci çetenin arkasında İngilizler vardı ama bizden görünen ‘onların çocukları’ yapmıştı.

HETÖ:(Hareket Ordusu Terör Örgütü) 31 Mart Vak’ası diye tarihe geçen bu olay, 14 Nisan 1909 tarihine rastlamaktadır. Tarihçiler bu olayın, kendi zulümlerini örtmek isteyen Ittihadçıların, II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesini temin etmek için, İngiliz Gizli Servisi’nin yardımı ile ve İngilizlerin aleti olarak tertipledikleri bir hadise olduğunda ittifak etmişlerdir. Ancak suç, samimi Müslümanlara yıkılsın diye, bir kısım dini sloganlar kullanılmış ve “şeri’at elden gidiyor” diye dine ve dindarlara hücum planları hazırlanmıştır. İttihadçılar, kendilerinin tertipledikleri bu olayı, dindarları mürteciler diye suçlayarak dindara yıkmışlar ve maalesef kendileri gibi düşünen tarihçileri de kullanarak, bu olayı en büyük irtica olayı diye takdim etmişlerdir. ‘Dinde hassas muhakeme-i akliyede zayıf’ Derviş Vahdeti gibi bir kısım Müslümanlar da provokasyona zemin hazırlamışlardır. Selanik’ten Hareket Ordusu adını verdikleri kuvvetleri, Padişah’ı kurtarmak gibi yalancı bir sloganla İstanbul’a sevk etmeye başladılar. Askerlerin çoğu, yağmacı ve Müslüman katili olan Makedonyalılardı. Tam bir çapulcu ordusuydu. Olayın vahametini anlayan İstanbul’daki generaller ve özellikle I. Ordu Komutanı Nazım Paşa, Sultan Abdülhamit’e müdahale etmeleri gerektiğini anlattılarsa da, Müslümanı Müslümana kırdırmayacağını söyleyen Padişah, onlara gerekli talimatı vermedi. I. Ordu Kumandanı Nazım Paşa’ya, Hareket Ordusu’na silah çekmemeleri için yemin bile ettirdi. 25 Nisan’da Hareket Ordusu, Yunan ordusu gibi davrandı ve Yıldız Sarayı’nı yağmaladı. Kütüphane dışında Padişah’ın altın arabasını bile parçalayıp götürdüler. Daha sonra da 27 Nisan 1909’da Meclis-i Umumi’yi toplayarak Abdülhamit’i hal’ kararını silah zoruyla çıkardılar. En önemli ithamları, 31 Mart Vakasını tertip etmekle suçlamak idi. Hâlbuki bu tamamen yalandı. I. Orduya talimat vermemekte direnen Padişah, Müslümanı Müslümana kırdırmakla itham ediliyordu. 31 Mart Olayı, Ittihadçıların tertipledikleri bir fitneydi; ancak muhalifleri olan Kâmil Paşazâde Said Paşa, İsmail Kemal Bey, muhalif gazetecilerden Mizancı Murad ve Volkan Gazetesi baş yazarı Derviş Vahdeti gibi bazı safdiller de durumdan pasta çıkarmak uğruna ateşe körükle gittiler ve fitne ateşini söndürmek yerine daha da alevlendirdiler. Neticede düşmanlar kâr etti; devlet, millet ve din zarar etti. Çünkü kurulan Divan-i Harbi-i Örfî Derviş Vahdeti başta olmak üzere çok masumları idam sehpalarında sallandırdı. Din düşmanı kesimlerin eline de tam bir irtica sermayesi verilmiş oldu. Bediüzzaman gibi allâmeler bile, 31 Mart Olayı ile yargılandılar; ama beraat ettiler.

31 Mart’ı gerçekleştiren Hareket Ordusunun arkasında İngilizler vardı ama bizden görünen ‘onların çocukları’ yapmıştı.

BETÖ(Baskıncı Terör Örgütü) 23 Ocak 1913 günü Bulgarlar, Edirne ve Çatalca önlerindeyken, Kurmay Albay Enver Bey (Paşa) sabıkalılardan müteşekkil 20-50 kişilik bir çete ile Babıali’yi bastı.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 5 - 19

5