Pazar, Haziran 16, 2019
Text Size

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar Erh...

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bize bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar ve Erhan Dargeçit beylere teşekk...

Zehra Okullarındaydık..

Zehra Okullarında Eğitimcilerle birlikteydik...

  • ''Yorulmaz Bilginler'' kreşimiz velilerine ''Ailede Sosyal medya ve iletişim'' konulu konferans verdik.

    Cuma, 10 Mayıs 2019 08:21
  • 5. Akşehir Kitap Fuarına katıldık...

    Pazartesi, 06 Mayıs 2019 12:04
  • İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Salı, 30 Nisan 2019 08:51
  • İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Çarşamba, 24 Nisan 2019 10:16
  • Zehra Okullarındaydık..

    Pazartesi, 22 Nisan 2019 12:06

Ahlak



İnsanın(nefs) yaratılış hikayesi Rabbimiz tarafından şöyle anlatılır:

‘’Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene,

Sonra da ona iyilik(takva) ve kötülük(fücur) kabiliyeti ilham edene and olsun ki,

Muhakkak (isyan ve günah(fücur) kirlerinden) temizlenen nefis kurtulmuştur.

Onu (isyan ve günahla(fücur)) kötülüğe gömen ise mahvolmuştur.’’

Şems,91,7-10

‘’Ey îmân edenler!

(Samîmî bir tövbe olan) Tövbe-i Nasûh ile Allah’a tövbe edin!

Olur ki Rabbiniz, sizin kötülüklerinizi örter ve Allah, peygamberi ve onunla berâber îmân edenleri utandırmayacağı bir günde, sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyar!

Onların nûru önlerinde ve sağlarında koşar (da): “Rabbimiz! Nûrumuzu bize tamamla ve bize mağfiret eyle!

Şüphesiz ki sen, her şeye hakkıyla gücü yetensin!” derler.

Tahrim,66/8

‘’Ey insan!

Senin elinde gāyet zaîf, fakat seyyiâtta (kötülükte) ve tahrîbâtta (bozmakta) eli gāyet uzun ve hasenâtta (iyilikte) eli gāyet kısa, cüz’-i ihtiyârî nâmında bir irâden (seçebilme hakkın) var.

O irâdenin bir eline duâyı ver ki, silsile-i hasenâtın (iyilikler zincirinin) bir meyvesi olan Cennete eli yetişsin ve bir çiçeği olan saâdet-i ebediyeye eli uzansın!

Diğer eline de istiğfârı (tövbe edip yalvarmayı) ver ki, onun eli seyyiâttan kısalsın ve o şecere-i mel‘ûnenin (günahlar denilen lâ‘netlenmiş ağacın) bir meyvesi olan zakkūm-ı Cehenneme yetişmesin!

Demek duâ ve tevekkül (Allah’a i‘timâd edip ona sığınmak), meyelân-ı hayra (hayrı arzulamaya) büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfâr ve tövbe dahi meyelân-ı şerri (kötülüğü arzulamayı) keser, tecâvüzâtını (taşkınlıklarını) kırar.”

(Tılsımlar, 26. Söz, 85)

Bir bedevî Hz. Peygamber (asm)’ın mescidine girdi ve:

“Allahım!

Ben, senden affımı istiyor ve sana tövbe edip, sığınıyorum!” dedi ve tekbîr aldı.

Namazını bitirince, duâsını işitmiş olan Hz. Ali (ra) ona hitâben:

“Ey adam!

Devamını oku...

Benden içeru’

İnşallah dualarınızla basılacak 5. Kitabımızın ismi.

Kitabın konusu içimize yürüme.

300 yılı aşkındır insanlığa öncülük etmeye çalışan batılıların mutluluğu dışarıda aramalarına inat içeri yürümek.

Kainattan süzülmüş insanın kainatı anlaması için gereken asıl yolculuğun gerçek yön ve kıblesi içeriye yürümek.

Koca Yunus’un  ‘İlim ilim bilmek,ilim kendin bilmek’ deyişinde anlamını bulan ‘kendini bilmek’ için içeriye yürümek.

‘Kendini bil’ bu ilimlerin şahıdır tavsiyesi ışığında içeri yürümek.

‘Önce kendini sonra aileni,sonra çevreni feth et. İstanbul arkadan gelir’ ilkesiyle çevremizi feth etmek, dünyayı değiştirmek için içeri yürümek.

‘İnsan için en büyük cihad (cihadı ekber) nefsini ıslah etmesidir’ esasını icra için içeri yürümek.

‘İnsan iman dairesinde bulunan herkesi kendinden üstün bilmelidir’ kelami kaidesini özümsemek, yaşamak için içeri yürümek.

Kainattan gelen her şeye bir sanral benzeri renk ve ışık katan içimizi sürekli canlı, temiz, renkli tutabilmek için içeri yürümek.

İnsan, bütün yaratılanların en üstünü , en şereflisi ve halifesi olarak yaratılmıştır.

Ve onun mahiyetinde melekleri geride bırakabilecek bir  cevher, kabiliyet yerleştirilmiştir.

İşte bu cevheri keşfetmek için içeri yürümek.

İnsan, kendini yeni baştan inşa etmek zorundadır.

Çünkü o hem mermerdir , hem de heykeltıraş.

Devamını oku...

Rabbim Adem babamız ve Havva annemizi cennette, ona layık, oraya uygun yaratıktan sonra hikmete binaen imtihan için kısa süreliğine cennetten daha aşağı(deni) olan dünyaya indirdi.

İmtihanı kurallara uygun bir şekilde tamamlayanlar ebediyen vatanı aslileri olan cennete dönecekler.

Aksi herkesin malumu.

Rabbim bize merhamet ve rahmetinin gereği olarak cennet yolunun taşları olan iyilikler için bir minik cennet numunesi, cehennem yolunun taşları için de bir cehennem numunesi tattırıyor.

Kur’an-ı Kerim’de 158 defa zikredilen Hz. Musa ve İsrailoğulları kıssası bizler için çok önemli dersler içeriyor.

İsrailoğulları üzerinden Rabbimizin bizi uyardığı en önemli husus dünya ahiret dengesi konusudur.

Baki olan ahiret hayatının(baki elmas), fani olan dünya hayatına(kesin kırılacak parlatılmış cam parçalarını) tercih edilmesinin dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayacağı anlatılır.

Yahudileri anlatan ayetlerden birinde Rabbim bize şöyle ders verir:

Onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler. (Başkalarını) Allah yolundan çevirip onu eğri ve çelişkili göstermek isterler. İşte onlar derin bir sapıklık içindedirler. İbrahim, 14/3

Demek ki neymiş ilk bozulma ve sapma dünyanın ahrete tercihi ile başlıyor.

Ve bozulan tercihleri dünya olan insanlar sadece kendi yanlış tercihleriyle kalmıyorlar; ‘başkalarını da kendilerine dönüştürmek için Allah yolundan alıkoyup, onları eğri ve çelişkili yollara yönlendirmeye başlıyorlar’ ve zamanla tam bir İblis askeri haline geliyorlar.

Her günah kalpte bir nokta halinde giriyor, tövbe istiğfar ile temizlemediği zaman kısa sürede kalbi simsiyah yapıp nuru imanı tamamen çıkarıyor.

Devamında  iman dilin ezbere tekrar ettiği kuru ,boş, anlamsız bir söz, ibadet bedenin otomatik yaptığı şuursuz beden eksersizi, umre/hacc turistik seyahat haline geliyor.

Bireylerin bulundukları bu durum onların bir araya geldikleri Vakıf ve dernekleri de dönüştürdü.

Bu gün insanları ahiret hayatlarına hizmet için kurulan zühd, takva,dünya menfaatlerinden arınmanın merkezi olması gereken dernek,vakıf gibi STK’ların dahi mal, makam, ihale gibi dünyevi menfaatler için aracılık yapan kurumlar haline gelmesi dünyevileşmenin geldiği noktayı gösteriyor.

Devamını oku...

 

Kimdir Mustafa Alper veya Mustafa Alper’ler?

Onların minneti sadece Allah’a ve millete ve millete hizmette araç olarak gördükleri devletlerinedir.

Bir çarıklı olarak çıktıkları halkın arasından devletin zirvesine yürüyecek bir donanımla yetiştirilmişlerdi. Öyle de yaptılar, yapıyorlar, yapacaklar.

Zira başarıya, bilgiye, duaya açlar.

Onları tanıyın, bulun, değerlendirin Sayın Cumhurbaşkanım.

Ben kısa özelliklerinden bahsedeyim, tarif edeyim siz gerisini tamamlar, tanır, bulursunuz.

Çaresizliğin verdiği baskıyla 14 yaşlarında eğitim için gurbete çıktılar.

Devlet parasız okullarında 17-18 yaşında memur olacak şekilde yetiştirildiler.

Aldıkları eğitimle sahip oldukları bilgilerin hepsinin 18 yaşından itibaren işlerine yarayacağını, saygınlıklarının, helal lokma yeme ve yedirmelerini sağlayacağına inandıkları için hiçbir kelimesini unutmazlar.

Minnetleri sadece ve sadece Allah’a ve milletine ve millete hizmette araç olarak gördükleri devletlerine olduğu için sadece Allah’ın adamı,milletin adamı ve devletin adamı olurlar.

‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ inancına sahiptirler.

Halkın arasına girdiklerinde hemen onlarla bütünleşirler; zira onların arasından, sıfırdan, zeminden gelmişlerdir.

Sınava girmek için 4 ders(Türkçe,Matematik,Fen Bilgisi,Sosyal Bilgiler)10 luk sistemde 8 den aşağı olmayacaktı.

Böyle şartla girilen sınavda en iyi arkadaşlarıyla yarıştıklarım için hepsi zeki ve çalışkandırlar.

Günde akşam 2 sabah 1 etüdle disiplinli çalışma ve okumaya alıştırıldılar.

Her öğrencinin en az bir spor branşı mecburiyetinden dolayı sporcudurlar.

18 yaşında liseyi bitirdiklerinde memur olmalarına rağmen hepsi üniversite okumuşlardır.

Sınıf ve koğuş arkadaşım Mustafa Alper Muğla’dan Kırklareli’ne diğer tüm arkadaşlar gibi gurbete gelmiş ve bu özel eğitimlerle yetiştirilmişti.

Çok zeki , aktif, üstün yetenekli idi. Bitmeyen bir enerjisi vardı. Her sabah soğuk suyla yaz kış duş alırdı.

28 Şubat kafası Fetöyü desteklemek ve önünü açmak  için halkın merkeze yürüdüğü bu sağlam kanal olan Devlet Parasız Meslek Liselerini İmam Hatip Liselerini vitrine koyarak ve ilk hedef alarak arkasında hepsinin yatılı kısmını kapattı.

Devamını oku...

Bu yıl Konya’da Şeb-i Arus etkinliklerinin teması ‘Birlik Vakti’

Tek(EHAD) ve bir(VAHİD) olan Yaratıcı yeryüzünde kendi teklik(EHADİYET) ve  birliğini(VAHİDİYET) yaşaması ve yaşatması için Halife makamında Adem’i yarattı.

Adem’in yaratılma hikmeti; Kemal ve Cemalin zirvesinde olan tekliğini, birliğini Allah’ın görmek  ve göstermek istemesi idi.

Ruh-u Muhammediyi Halife insanın en Kemal ve Cemal şekliyle donatarak yarattı.

Ama Kainatta  sünnetullah geçerliydi.

Sünnetullahın cari olduğu yaratılışta ise; kudretten ziyade işler ‘Kün feyekün’le  birlikte hikmetli  bir tedricilik sürecinde   meydana geliyordu.

Adem’de bir damlayla başlayan Nuru Muhammed-i, her Peygamberle birlikte çaylara, derelere,  ırmaklara, denizlere ve Okyanuslara akarak Hatem-ül Enbiya ile tamamlandı.

‘Ben güzel ahlakı tamamlamakla gönderildim’ derken 123.999 Peygamberin taşıdığı ve getirdiği  bayrağı Tevhid kalesinin Ehadiyyet burcuna dikme görevi Hz. Ahmed-i Muhammed Mustafa  (s.a.v.) verilerek tamamlama vazifesini kasd ediyordu.

Allah her şeyin kendine ait ve kendinden olduğunu ifade için yaratılmışların her yerine ‘Madein  Allah’ manasını ifade eden özellikte yarattı. Göz bebekleri, parmak izleri, DNA, RNA, ses, koku,  şekil v.b.

Bu muhteşem çokluk içinde birlik, alenen bütün yaratılmışların bir elden çıktığını ve o kısa bir  süre göründükten sonra tekraren yine o Bir’e döndüklerini herkese gösteriyordu.

Birliğin zirvesine ulaşan Ahmed-i Muhammed Mustafa birliğe akmasıyla Miraç’a yükselmiş, Kab-ı Kavseyn makamını idrak etmiş ve kapıyı beşeriyete açık bırakmıştı.

Ve Ahmed 40 yaşında verilen vazifeyle,  çokluk, cemaat, cemiyet olan ve ebced değeri 40 olan ‘mim’ harfini kaldırarak. ‘Ahmedi’  ‘Ahad’ yapmış ve çoklukta birliği görmenin, çokluktan birliğe geçmenin metodunu bizzat yaşayarak gösterdi.

Mevlana Celalettin Rumi eserlerinde;  Mesnevi,Divan-i Kebir, Fi Ma Fih,  Mecalis-i Seb’a, Mektubat’ta hep ‘Ahmed’in ‘ ‘Ahed’ oluşunu anlatır bizlere.

Bir’den geldiği şuurunda olanlar, Bir’le yaşadığının farkında olanlar, ’Birlik’ olurlar.

Bu anlamda birliğin olduğu yerde bu günkü anlamda anlaşılan ve kullanılan  beraberlik olmaz.

Bu gün ‘beraberlik ‘ iki  veya daha fazla insanın birlikte olması manasında kullanılıyor.

Oysa ber-a-ber; kalplerin aynı yöne atması ve akması  anlamında kalplerin ve gönüllerin tam anlamıyla birliğini ifade eder.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 5 - 17

5