Cuma, Ekim 23, 2020

Text Size

Ahlak



Dünyanın kilit taşı adalettir.

Adaletin iki ayağı vardır: Düşünce özgürlüğü ve istişare.

Herkesin serbestçe fikirlerini ifade edemediği ve işlerin ehil insanlarla istişare edilmediği toplumlarda adaleti asla tesis edemezsiniz.

Bir ülkenin, milletin, toplumun gelişmesinde en temel ihtiyacımız muhalif ve farklı fikirlerin rahatlıkla ifade edilebilme ortamının tesisidir.

Hz. Peygamber(s.a.v.) sahabelerini bu konuda teşvik etmiş ve itiraz edebilme imkanını ve cesaretini sonuna kadar tanımıştır.

Sahabeler kendi fikir ve düşüncelerine uygun bulmadıkları konularda önce vahiy olup olmadığını sormuşlar sonra itiraz cümleleri kurmuşlardır.

4 Halife döneminde de bu fikir ve düşünce özgürlüğü devam etmiştir. Hz. Ömer(r.a.) gibi kişilik olarak celalli bir devlet başkanına toplum içinde bir kadın itiraz etmiş ve Hz. Ömer(r.a.) kadını dikkatle sonuna kadar dinlemiş ve “kadın isabet etti, Ömer hata etti” demiş ve hanımefendiyi takdir etmiştir.

Hz. Adem’le başlayan, 123.999 peygamberle bir kıvama getirilmiş ve Hz. Peygamber(s.a.v.) ile tamamlanan İslam’a sokulan en büyük bid’at olan saltanat, adaletin iki ayağı düşünce özgürlüğü ve istişareyi kaldırmış ve sonuçta adalet değil zulüm üretmiştir.

İslam’ı anlamaya ve yaşamaya çalışan her insanın H.z. Peygamber ve 4 halife ve hz. Hasan(r.a.) ile tamamlanan 30 yıl ile sonrasında başlayan Emevilerin oluşturduğu “ısırıcı saltanat” dönemini ayırmalıdır.

Habil’le başlayan hilafet ile Kabil’le başlayan saltanat hep mücadele halinde olmuşlardır.

124.000 Peygamber hilafet sancağını taşırken, Kabil ve torunları saltanat sancağını omuzladılar.

30 yıllık hilafet döneminden sonra Bizans’tan kopyaladıkları saltanatı kurumsallaştıran Emeviler hayatın bütün alanlarında İslam’ın fıtrata uygun, adil sistemine zarar vermişlerdir.

İslam’a aykırı kurdukları bu sistem özellikle engellemeye çalışan ehli beyte, genelde ise Müslümanlara yönelik büyük zulümlere imza attıktan sonra 89 yıl gibi devletler için çok kısa kabul edilen bir sürede yıkılmışlardır.

Peki biz Emevilerin Kabil’in mirası saltanat üzerinden İslam toplumuna soktukları virüsleri ne kadar temizleyebildik?

Bu gün İslam aleminin en acil ve zaruri işi budur.

Devamını oku...

İlk insan ve peygamber Hz. Adem'in iki oğluydu Habil ve Kabil.

Yüce Allah onlardan kurban istedi.

Habil hal ehliydi, içi dışı birdi, sakin, samimi idi. İçindeki güzelliği hareketleriyle dışına yansıttı ve sunabileceği en güzel kurbanı, en güzel şekilde sundu ve kurbanı kabul edildi.

Kabil kal ehliydi, içinde olmayanı konuşur, ağzı iyi laf yapardı ve caf caflı laflarla önce kendini kandırdı, sonra da Yüce Allah’ı kandıracağını düşünerek malın kalitesizini kurban olarak sundu.

Zira O’na göre Allah’ın kurbana ihtiyacı yoktu ve malın en iyisini sunmaya gerek yoktu. Böylece içindeki muzır düşünceleri laflarıyla süslemeye çalışan Kabil’in kurbanı kabul edilmedi.

Reddedilmesi üzerine özeleştiri yapıp hatasından dönmek yerine hatayı başka yerde aradı, öfkelendi, iblis gibi kendine göre mantıkla savunma yoluna gitti ve ebedi helakete uğradı.

İblis yaptığı hataya kıyamete kadar ortak bulmak üzere Rabbinden izin istemiş ve bu talebi kabul edilmişti.

Zira insanın imtihan alanı buydu. İblisin ordusuna ilk katılan kal ehli Kabil’di.

Allah Teala Yüce kitabında en beğenmediği, en çok kınadığı, en çirkin gördüğü kulları olarak iç-dışı farklı, yapmadığı şeyi konuşan, veya konuştuğu şeyi yapmayanlar olarak ifade etti.

“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” Saf, 61/2,3.

İçimizde olanı bize şah damarımızdan daha yakın olan rabbimiz bildiği halde O’nu bir tarafa bırakıp insanlara farklı konuşmak ne kadar çirkin bir davranış değil mi?

Bizim için aslolan insanların rızası mı, Allah’ın rızası mı?

Dua ederken Allah’a mı dua ediyoruz, insanlara mı?

İnsanlar sözlerinin etkili olmasını istiyorlarsa düdüklü tencere gibi önce iç dünyalarında pişirmeliler sonra dudaklarından dökülmeli kelimeler…

Sözün tesirinde de en önemli ilke ağızdan çıkan sözle söyleyen kişinin davranışlarının tam bir uyum içinde olmasıdır.

Kelam-ı beliğ; etkili söz:

Devamını oku...

Yüce Allah dünya imtihanımızın bir ticaret, ekonomik faaliyet olduğunu öğretir.

Yaptıklarınızla ya cenneti satın alırsınız veya cehennemi.

Bakın dünyadaki ticareti nasıl anlatır Allah Teala:

“Allah, kendi yolunda savaşarak ölen ve öldüren mü'minlerin; canlarını ve mallarını Cennet karşılığında satın almıştır. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da gerçek olan bir söz vermedir. Allah'tan daha iyi sözünde duran kim olabilir? O halde, O'nunla yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte büyük başarı budur.” Tevbe, 9/111.

İslam toplumunun kurtuluş reçetesinin BİRİNCİ önceliği:

İşinin en iyisini yapan, üreten, patent alan hasenatını, salihate ve ahlaka(ekonomiye) dönüştürmüş SANATKAR kul.

Peygamberimiz daha açık: “Allah Teâla mümin muhterif kulunu (inovasyon yapan, işini geliştireni patent alan) sever” buyurdu.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz: “İnsan için ancak çalıştığı vardır. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir. Sonra da çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir.” Necm, 53/39,40,41 ayetleriyle insanın çalışıp ürettiği kadar kıymeti olduğunu ifade eder.

Bu hakikati tüm cami, mescid ve ibadethanelerimizin girişine herkesin göreceği şekilde yazmamız lazım.

Peki hakikati kısaca, herkesin anlayacağı şekilde nasıl yazalım?

Ben tabloya yazıp asacağımız cümleyi yazımın en sonunda ifade edeceğim.

Önce cümlenin Kur’an’dan delilini ortaya koyalım.

Zira Sadreddin Konevi; “Delilini Kur’an ve Sahih hadisten getirmeyen ilim marifet değildir” der.

Cuma’nın 2 rekat farz namazı ve hutbe dinleme en önemli ibadetlerdendir.

Devamını oku...

İnsan son nefese kadar süren sınırsız yükselişler ve düşüşlerle dolu bir yolun yolcusudur.

Çıkarken tekbirle Allah’ı yücelterek nefsinin şımarmasına müsaade etmeyen mümin,

inerken etrafı boşalsa da onu asla terk etmeyen Rabbini teşbih ederek yaşar bir ömür.

Ve imtihan dünyasının en kıymetli değeri samimi bir dosttur.

Gerçek dost, dostunu her daim iyi ve güzele doğru yönlendirendir.

Bunun için de dost dostunu eleştirir.

Sürekli öven dost dost değil, dost görünümlü düşmandır.

Dostun dosta eleştirisine dair Kur’an-ı Kerim’de yüzlerce misaller vardır.

Hz. Adem ve Hz. Havva’nın Allah tarafından eleştirilmesi ve onların Yüce Allah’ın eleştirisini dikkate alıp,

“Ey Rabbimiz! Biz kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, hiç şüphesiz kaybedenlerden oluruz!” dediler”

(A’raf, 7/23) sözleriyle    tövbe ve istiğfar ile sıratı müstakime dönüp kazanmaları.

Meleklerin Hz. Adem hakkında “yeryüzünde kan dökecek fesat çıkaracak birini mi yaratacaksın?” şeklindeki itirazlarına Yüce Allah’ın cevap vermesi onları uyarması üzerine meleklerin

"Sen her türlü kusur ve eksiklikten uzaksın. Bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen her şeyi gerçeği ile bilensin" (Bakara, 2/32) şeklinde özür dilemeleri;

İblis Yüce Allah tarafından eleştirilmesine rağmen, eleştiri ve uyarıyı dikkate almadan kendi mantığıyla savunmaya geçip,

“Ben ondan üstünüm. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın”(Sad, 38/76) sözleriyle hatada inat ve ısrar ederek ebedi helake gidecek yola girmesi.

Hz. Nuh’un oğlu Kenan konusunda “ehlim” iddiası ile ısrar etmesi ve Yüce Allah tarafından,

“Ey Nuh! Bu senin oğlun değil. Zira onun sana isyan etmesi, onu senin oğlun olmaktan çıkarmıştır" (Hud Suresi, 45-47)

cümlesiyle uyarılması ve “"Hakkında kesin bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım.

Eğer beni af etmezsen, bana merhamet etmezsen, her şeyi kaybedenlerden olurum." (Hud Suresi, 47) sözleriyle özür dilemesi.

Hz. Yunus’un Yüce Allah’tan izin almadan kızıp kavmini terk etmesi, balığın karnına düşünce,

“Senden başka ilâh yoktur. Sen her türlü noksanlıktan, еşi-ortağı olmaktan uzaksın.

Şüphesiz ben kendine yazık еdеnlеrdеn oldum”(Enbiya 21/87) sözüyle tövbe ve istiğfar etmesi ve necata ulaşması.

Hz. Muhammed(s.a.v.) Yüce Allah tarafından Abdullah İbn Mektum ile ilgili şöyle uyarıldı:

Devamını oku...

Ramazan oruçlarımızı tuttuk, bayramımızı idrak ettik hamd olsun.

Bayram sohbetlerinde dikkatimi çekti.

Konuşmalarımız karamsar, negatif ve bol memnuniyetsiz cümleler içeriyor.

Bazı insanlar ‘’kara delik gibi’’ pozitif enerjileri de yutuyor, yok ediyor.

Oysa yaşadığımız zaman dilimi ve imkanlar ümitvar olmamızı, pozitif cümleler kurmamızı ve bol memnuniyet ve hamd içeren cümleler kurmamızı emrediyor.

1900’de dünyada Müslüman oranı %12 iken 2000’de %24.

1900’de birçok İslam ülkesi direk sömürge iken bu gün bazı eksiklikler olsa da bağımsız ülkeler.

İslam Konferansı Örgütü(İKÖ) istediğimiz seviyede olmasa da İslam Devletler Birliği’nin çekirdeğini taşıyor ve her geçen gün gelişiyor.

Hac ve umre ibadetleri, dünyanın her yerinden gelen bayram namazı ve Cuma namazı fotoğrafları geldiğimiz mesafeye şükretmemizi emrediyor.

Yeni Zelanda’da verdiğimiz şehitler ve ortaya çıkan tablo İslam’ın en uzak coğrafyalarda dahi hızla geliştiğini müjdeliyor bizlere.

Problemlerimiz yok mu?

Tabii ki var.

Başta Doğu Türkistan, Yemen ve Filistin coğrafyamız en öncelikli tedavi edilmesi gereken yaralarımız.

Ama bu yaraları tedavi etmek için önce güçlü bir imana, bol ümide, aşk ve şevke ihtiyacımız var.

Karamsarlık ve negatif bakış açısının başta kendimiz sonra çevremiz olmak üzere kimseye fayda vermediği gibi büyük zararlarda veriyor.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 2 - 18

2