Cuma, Mart 05, 2021

Text Size

Ahlak



İnsan; kainatın yeryüzündeki halifesi.İnsan dağların,semavatın,arzın yüklenmekten kaçındığı ‘emanetin’ sahibi.İnsan olumlu noktada melekleri geride bırakan, olumsuz alanda da şeytanları geçen bir muamma.

İnsanın dünyaya kainatın yaratıcı tarafından halife ve muhatap olarak gönderilme sebebi ve hikmeti: “ iyi insan , kamil insan , mükemmel insan” olmaktır.

İnsan Yüce Yaratıcı tarafından  Hz. Adem’e bütün isimlerin öğretilmesi sayesindedir ki bütün aleme üstün kılınmıştır.Dolayısıyla insan denilince akla gelen ilk muhatap akıldır.

İnsan bütün yaratılanların en üstünü , en şereflisi olarak yaratılmıştır.Ve onun mahiyetinde melekleri geride bırakabilecek bir  cevher,kabiliyet yerleştirilmiştir.Yüce Allah insana kendinden bir ruh üflemiştir. Çünkü kemal ve cemal sahibi olan “alemlerin rabbi” kemal ve cemalini kulunun üzerinde görmek ve herkese göstermek istedi.

Kamil insan Yüce Allah’ın isimlerini ,kemal ve cemalini, kendisinde gösterebilen, yani onlara ayine olabilen insandır.Yani insanın görevi bir ömür boyu sabırla yaratıcısının kendisine hediye ettiği cevherleri ortaya koyabilmek , onları yansıtabilmek , o emanetleri hakkıyla ömrünün sonuna kadar taşıyabilmektir.

Her insan eşsiz, benzersiz, nadide, adeta elmas, yakut, zümrüt taşlarla bezenmiş bir tablo gibi yaratılmıştır. O tablonun üzerine çok ince zar şeklinde bir örtü örtülmüş. İşte insan bir ömür boyu sabırla itinayla kendisi olarak,kendini bilerek ,kendine yoğunlaşarak bu tabloyu ortaya koyacaktır.”İlim ilim bilmektir,ilim kendin bilmektir.Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır” hakikati insanın bir ömür boyunca dışarılarda aradığı hazinenin insanın kendi derinliklerinde olduğunu anlatır.Kemal Sayar’da “Yaşamak yavaş yavaş doğmaktır” diyerek bu hakikati çok güzel ifade etmiştir.

Devamını oku...

İnsanı insan yapan ruhudur.

Cismi, boyu, bosu , elbisesi, evi, arabası, isminin sol tarafındaki kariyer adları insanı insan yapmaz.

İnsanı adam yapan duruşudur.

Hak ve adalet karşısında kendi ya da yakınları aleyhine de olsa duruşudur adam yapan.

İnsan olarak doğmak kolaydır çünkü size kudretten karşılıksız verilir.

Ama adam kalmak kolay değildir zira bu sizin çaba ve gayretinize bağlıdır.

Adam mıyız değil miyiz bunun testi öldükten sonra arkamızdan bıraktığımız mirasla ilgilidir dostlar.

Ölüm yani kefen en sağlam terazidir.

‘’İnsan yavaş yavaş doğar

Tam doğumu ölünce tamamlar’’ der Kemal Sayar.

Ölüm son tartıdır aslında.

Ondan önce provalar vardır.

Namaza safa durmak gibi, eşit ve kardeşcesine.

Arafat ta vakfeye durmak kefenlerimizi giyerek.

İhramla dünyevi tüm rütbe, makam, mevki ve sıfatlardan arınırız.

Arafat ta vakfede bizimle ne varsa biz O yuz.

Ne eksik ne fazla.

Devamını oku...

Yüce Allah insanı kainata halife olarak yarattı.Ve onun dümenini yönetecek iki önemli cihaz verdi.Akıl ve kalp.İnsanoğluna, aklını ve kalbini kullanıp nefis ve diğer duygularını onların yönetiminde vermesi durumunda dünya ahiret mutluluğuna ulaşacağını 124 bin Peygamber ve ellerindeki semavi kitaplarla müjdeledi.

Bunu çok iyi bilen İblis insanoğlunun yönetim sistemini ters yüz etme konusunda çok çalıştı,çalışıyor kıyamete kadar çalışacak.

İblis aklı ve kalbi nefis ve hayvani duygulara hizmet etmek için bir alet haline getirme projesini bu gün başarıyla yürütüyor.Her insanda beyin var,akıl var, kalp var ama bir çoğunda yönetici olması gereken akıl ve kalp hizmetçi durumunda.

Bu gün bürokrasi de , siyasette , ticarette, yanlış bir saygı anlayışı ile Kuranı Kerim’i sarıp sarmalayıp yüksekçe yere asmak gibi beynini ve kalbini sarıp kullanmadan hareket eden bir dolu beyinsiz insan var.

Evet çok hareket ediyorlar,doğru çok çalışıyor gibi görünüyorlar ama nereye,kime çalışıyorlar,hangi ürünü çıkarıyorlar,hangi amaca hizmet ediyorlar belli değil.

Bu konuya çok güzel bir misal:

‘’Büyük Amerikan imalat fabrikalarından birinin yönetim kurulu üyeleri kâr ve zarar hesaplarını incelerken, fabrika müdürünün aylığına takılmışlar ve bunu bir hayli indirmenin mümkün olacağını düşünmüşler. İçlerinden iki kişi seçerek fabrika müdürü denen bu adamın neler yaptığını bir görmelerini ve ondan sonra bu konuda karar verilmesini kabul etmişler.

İki kişilik heyet bir sabah sessizce fabrikaya gitmiş ve fabrika müdürünün Odasına girmiş. Gördükleri manzara şu olmuş: Fabrika müdürü elinde kahve fincanı, ağzında piposu, ayakları masanın üstünde, etrafa halka dumanlar yaymakla meşgul. Masanın üstünde ne bir dosya, ne bir kağıt hiç bir şey yok.

Bir müddet kendisi ile oradan buradan konuşan heyet azaları bu müddet zarfında müdürün hiç bir işle meşgul olmadığını ve yalnız bir kaç basit telefon konuşması yaptığını görmüşler.Heyet üyeleri edindikleri izlenimi İdare Meclisine rapor etmişler. Raporda; fabrika müdürü denilen zatın yanında bulundukları üç kusur saat zarfında hemen hemen hiçbir şeyle meşgul olmadığını ve bu bakımdan böyle basit bir iş için verilen yıllık 100,000 dolardan en aşağı üçte ikisi nispetinde bir tasarruf sağlanabileceğini ifade etmişler.

Devamını oku...

Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurur:

“Denizin dibindeki balıklar bile günahkâr ve zalimlerden şikayet ederler. Onların yüzünden yağmur kesilir, insanların rızkı azalır.” (Tergip ve Terhib:1/281)

Bu günlerde Rahmet aylarında olmamıza rağmen dünyamızdaki zulmün ağırlığını hepimiz hissediyoruz.Ve ortaya çıkan zulme bir şekilde hissedar olabiliyoruz.

Bu hal manevi havamızı ağırlaştırıyor,nefes almakta bazen zorlanıyoruz.Zira ruh maddi değil manevi atmosferden besleniyor.

Hz. Peygamber : “İnsanlar öyle aldatıcı yıllar görecek ki, o yıllarda yalancılar tasdik, doğrular tekzib edilecek, emin kimse hâinlikle suçlanacak, değersiz kimseler umumun işinde sahibi olacak.” (K.Sitte:17/563)

“Allah bir topluluğa gazap ederse onların fiyatlarında pahalılık, çarşıda kesatlık, aralarında fesat çoğalır ve iş başındakilerinin zulmü artar. Zenginler zekât vermek, baştakiler iyi idare etmez, fakirleri de namaz kılmaz.” (Ramuz:375/8)

Hz. Ömer (r.a.) şöyle anlatıyor:

Bir gün Peygamber yanımıza geldi ve: “Ey Muhacirler beş şey vardır, onlara imtihan olacağınız zaman artık toplumda hiç hayır kalmamıştır. O beş şey şunlardır:

Devamını oku...

Selçuk Üniversitesinde yaşanan olay,cinayet bizleri derinden üzdü.

Yakıştıramadık,bir yere koyamadık,işin içinden çıkmakta çok zorlandık.

Bu 3 kişi nasıl böyle işlerin için girmişlerdi.

Üç şey insan için çok ama çok zordur.

1.Affedebilmek

2.Sır tutmak

3.Boş (serbest) zamanı değerlendirmek.

Bugün insanlığın en büyük problemi sürekli daha rahat bir hayat arayışı peşinde koşmaktır.

Dolayısıyla hep daha rahat bir iş, daha rahat bir araba ve daha rahat bir ev, mobilya, koltuk, v.s.

Oysa insan fıtraten müteheyyiç olduğundan rahatı say(çalışma) ve cidaldedir.

Meylür-rahat, sürekli rahata meyletmek, daha rahat bir hayat peşinde koşmak Bediüzzaman Said Nursi’nin tespitiyle celladı sehhardır yani kendine bağlayan,büyüleyen cellat.

Oysa bu amaç dünyanın yaratılışına aykırıdır.

Peygamberimiz ‘Dünyayı, çöl sıcağında yolculuk yapan bir yolcunun bir ağaç gölgesinde gölgelenmesi gibi yaşayın’ tavsiyesinde bulunnuştur.

İnsanın önüne açılmış ebediyet yolunda sadece bir istasyon olan dünya hayatı ancak ağaç altında gölgelenmek kadar bir zaman değil mi dir ?

Dünya hayatını hac ya da umreye gitmiş bir Müslüman formatında yaşamak gerekiyor.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 10 - 19

10