Perşembe, Nisan 09, 2020

Text Size

Ahlak

“Milleti ona koşarak geldiler. Daha önce kötü işler işliyorlardı.

"Ey milletim! İşte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir. (size nikahlayabilirim!)

Allah'tan sakının, konuklarımın önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur?" dedi.” Hud, 11/78.

Kur’an-ı Kerim 76 ayette bizzat, 1000 yakın ayette dolayısıyla akıl(taakkul), fikir(tefekkür), zikir(tezekkür), tedbir(tedebbür)den bahseder.

İnsanı halife yapan ilk muhatap esmanın öğretildiği “akıl”dır.

Aklı etkin kullanma yöntemine “nazariye” denir.

İsmini Rum suresi 50. Ayetinde geçen “fenzur” kelimesinden alır.

“Allah`ın rahmetinin işaretlerine bir bak. Nasıl yeri ölümden sonra diriltiyor? Şüphe yok ki, o ölüleri diriltir. O, her şeye gücü yetendir.” Rum, 50/50.

İnsan aklını “fenzur” kapsamında elinden gelen gayretle, etkin kullandığında kalp devreye girer.

Kalbin çalışma sistemine “müşahede” denilir. Akılla kapılara açan ve temizleyen kula Rabbinin Rahmet ve inayeti iner.

“Ama bizim uğrumuzda üstün gayret gösterenleri, elbette bize varan yollara eriştireceğiz. Allah, kuşkusuz, iyi ve güzel davrananlarla beraberdir.” Ankebut, 29/69.

Akıl ve kalbin birlikte hareketi olmadan kişi hidayete ulaşamaz.

Bu anlamada akıl ve kalbin birlikte hareketi bir kuşun 2 kanadı gibidir.

Nasıl kuş tek kanatla uçamazsa, akıl ve kalb ayrı ayrı hareket ettiklerinde kişi hidayete asla ulaşamaz.

Aklın muhatabı, karşılığı ve neticesi fen bilimleri, kalbin muhatabı, neticesi ve karşılığı; din ilimleridir.

“Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. İkisinin imtizacıyla(birleşmesiyle) hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz(kanatlanır) eder. İftirak(ayrıldıklarında) ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder." Münazarat, Bediüzzaman Said Nursi.

Müslüman hayatında her konuyu akıl ve kalb birlikteliği ile nazar ve müşahede yöntemiyle değerlendirmelidir.

Koronavirüs (covid 19) ile ilgili 27 Ocak 2020 de bir yazı yazdım. 7 yıllık Sağlık Eğitimim ve 12 yıllık dini eğitimime dayanarak koronavirüs (covid 19) hakkındaki görüş ve önerilerimi paylaştım:

Devamını oku...

Muhyiddin-i Arabi ve Sadreddin-i Konevi gibi zatların bakış açısını ifade eden düşünce sistemine “ekberi” ismiyle tesmiye ediyoruz.

Bu sistemde Muhyiddin-i Arabi Şeyh-i Ekber, Sadreddin Konevi Şeyh-i Kebir’dir.

Ekberi düşünce sistemi; kainata aşkın varlığımız, Allah’ın gözüyle akıl, kalp ve vicdanımıza organlarımızın sağladığı en geniş açıdan bakabilme gayret ve çabasını anlatır.

Biz bu çabayı kurbiyetle(bir adım) ortaya koyduğumuzda Rabbimizin akrebiyetle(yüz adım) bize bütün mana kapılarını açacağı inancıyla süluke devam etmektir.

Hz. Adem’e öğretilen eşyanın esmasını hatırlayarak, küçük-büyük her bir eşyadan Yüce Allah’ın gerçek maksat ve hedefi olan hidayete bir kapı ve pencere açabilme sanatıdır ekberilik.

Zerreden seyyareye her şeyin kendi lisanı mahsusuyla Rabbine dellallık ettiğini şehadet etmektir.

Varlığa nazar ederken elestü bezminden kıyamet ve yeniden dirilmeye bütün aşamaları birlikte görebilmektir ekberi yaklaşım.

Okyanus gibi olmaktır, içimize ne gelirse engin gönlümüzde eritmek ve temizleyip kıyıya göndermektir ekberilik.

Öncelikle Nasreddin Hoca’nın ifadesiyle vücudumuzu örten kürklerden(elbise, mevki, makam, para, şan, şöhret), sonra ruhumuzun bineği bedenden(ırk, cins, renk, güzellik/yakışıklılık) kurtulup sadece ruhumuzun sesine kulak vermektir ekberilik.

Bu yazımızda varlıkla ilişkilerimizde en önemli ihtiyacımız olan iletişim konusunda ekberi bakış açısına değineceğiz.

İletişimde 6 temel ilke ve aşamayı gözetmek zorundayız bunlar;

Köklü iletişim için GÖNÜL dili,

Devamını oku...

Dünyanın kilit taşı adalettir.

Adaletin iki ayağı vardır: Düşünce özgürlüğü ve istişare.

Herkesin serbestçe fikirlerini ifade edemediği ve işlerin ehil insanlarla istişare edilmediği toplumlarda adaleti asla tesis edemezsiniz.

Bir ülkenin, milletin, toplumun gelişmesinde en temel ihtiyacımız muhalif ve farklı fikirlerin rahatlıkla ifade edilebilme ortamının tesisidir.

Hz. Peygamber(s.a.v.) sahabelerini bu konuda teşvik etmiş ve itiraz edebilme imkanını ve cesaretini sonuna kadar tanımıştır.

Sahabeler kendi fikir ve düşüncelerine uygun bulmadıkları konularda önce vahiy olup olmadığını sormuşlar sonra itiraz cümleleri kurmuşlardır.

4 Halife döneminde de bu fikir ve düşünce özgürlüğü devam etmiştir. Hz. Ömer(r.a.) gibi kişilik olarak celalli bir devlet başkanına toplum içinde bir kadın itiraz etmiş ve Hz. Ömer(r.a.) kadını dikkatle sonuna kadar dinlemiş ve “kadın isabet etti, Ömer hata etti” demiş ve hanımefendiyi takdir etmiştir.

Hz. Adem’le başlayan, 123.999 peygamberle bir kıvama getirilmiş ve Hz. Peygamber(s.a.v.) ile tamamlanan İslam’a sokulan en büyük bid’at olan saltanat, adaletin iki ayağı düşünce özgürlüğü ve istişareyi kaldırmış ve sonuçta adalet değil zulüm üretmiştir.

İslam’ı anlamaya ve yaşamaya çalışan her insanın H.z. Peygamber ve 4 halife ve hz. Hasan(r.a.) ile tamamlanan 30 yıl ile sonrasında başlayan Emevilerin oluşturduğu “ısırıcı saltanat” dönemini ayırmalıdır.

Habil’le başlayan hilafet ile Kabil’le başlayan saltanat hep mücadele halinde olmuşlardır.

124.000 Peygamber hilafet sancağını taşırken, Kabil ve torunları saltanat sancağını omuzladılar.

30 yıllık hilafet döneminden sonra Bizans’tan kopyaladıkları saltanatı kurumsallaştıran Emeviler hayatın bütün alanlarında İslam’ın fıtrata uygun, adil sistemine zarar vermişlerdir.

İslam’a aykırı kurdukları bu sistem özellikle engellemeye çalışan ehli beyte, genelde ise Müslümanlara yönelik büyük zulümlere imza attıktan sonra 89 yıl gibi devletler için çok kısa kabul edilen bir sürede yıkılmışlardır.

Peki biz Emevilerin Kabil’in mirası saltanat üzerinden İslam toplumuna soktukları virüsleri ne kadar temizleyebildik?

Bu gün İslam aleminin en acil ve zaruri işi budur.

Devamını oku...

İlk insan ve peygamber Hz. Adem'in iki oğluydu Habil ve Kabil.

Yüce Allah onlardan kurban istedi.

Habil hal ehliydi, içi dışı birdi, sakin, samimi idi. İçindeki güzelliği hareketleriyle dışına yansıttı ve sunabileceği en güzel kurbanı, en güzel şekilde sundu ve kurbanı kabul edildi.

Kabil kal ehliydi, içinde olmayanı konuşur, ağzı iyi laf yapardı ve caf caflı laflarla önce kendini kandırdı, sonra da Yüce Allah’ı kandıracağını düşünerek malın kalitesizini kurban olarak sundu.

Zira O’na göre Allah’ın kurbana ihtiyacı yoktu ve malın en iyisini sunmaya gerek yoktu. Böylece içindeki muzır düşünceleri laflarıyla süslemeye çalışan Kabil’in kurbanı kabul edilmedi.

Reddedilmesi üzerine özeleştiri yapıp hatasından dönmek yerine hatayı başka yerde aradı, öfkelendi, iblis gibi kendine göre mantıkla savunma yoluna gitti ve ebedi helakete uğradı.

İblis yaptığı hataya kıyamete kadar ortak bulmak üzere Rabbinden izin istemiş ve bu talebi kabul edilmişti.

Zira insanın imtihan alanı buydu. İblisin ordusuna ilk katılan kal ehli Kabil’di.

Allah Teala Yüce kitabında en beğenmediği, en çok kınadığı, en çirkin gördüğü kulları olarak iç-dışı farklı, yapmadığı şeyi konuşan, veya konuştuğu şeyi yapmayanlar olarak ifade etti.

“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” Saf, 61/2,3.

İçimizde olanı bize şah damarımızdan daha yakın olan rabbimiz bildiği halde O’nu bir tarafa bırakıp insanlara farklı konuşmak ne kadar çirkin bir davranış değil mi?

Bizim için aslolan insanların rızası mı, Allah’ın rızası mı?

Dua ederken Allah’a mı dua ediyoruz, insanlara mı?

İnsanlar sözlerinin etkili olmasını istiyorlarsa düdüklü tencere gibi önce iç dünyalarında pişirmeliler sonra dudaklarından dökülmeli kelimeler…

Sözün tesirinde de en önemli ilke ağızdan çıkan sözle söyleyen kişinin davranışlarının tam bir uyum içinde olmasıdır.

Kelam-ı beliğ; etkili söz:

Devamını oku...

Yüce Allah dünya imtihanımızın bir ticaret, ekonomik faaliyet olduğunu öğretir.

Yaptıklarınızla ya cenneti satın alırsınız veya cehennemi.

Bakın dünyadaki ticareti nasıl anlatır Allah Teala:

“Allah, kendi yolunda savaşarak ölen ve öldüren mü'minlerin; canlarını ve mallarını Cennet karşılığında satın almıştır. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da gerçek olan bir söz vermedir. Allah'tan daha iyi sözünde duran kim olabilir? O halde, O'nunla yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte büyük başarı budur.” Tevbe, 9/111.

İslam toplumunun kurtuluş reçetesinin BİRİNCİ önceliği:

İşinin en iyisini yapan, üreten, patent alan hasenatını, salihate ve ahlaka(ekonomiye) dönüştürmüş SANATKAR kul.

Peygamberimiz daha açık: “Allah Teâla mümin muhterif kulunu (inovasyon yapan, işini geliştireni patent alan) sever” buyurdu.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz: “İnsan için ancak çalıştığı vardır. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir. Sonra da çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir.” Necm, 53/39,40,41 ayetleriyle insanın çalışıp ürettiği kadar kıymeti olduğunu ifade eder.

Bu hakikati tüm cami, mescid ve ibadethanelerimizin girişine herkesin göreceği şekilde yazmamız lazım.

Peki hakikati kısaca, herkesin anlayacağı şekilde nasıl yazalım?

Ben tabloya yazıp asacağımız cümleyi yazımın en sonunda ifade edeceğim.

Önce cümlenin Kur’an’dan delilini ortaya koyalım.

Zira Sadreddin Konevi; “Delilini Kur’an ve Sahih hadisten getirmeyen ilim marifet değildir” der.

Cuma’nın 2 rekat farz namazı ve hutbe dinleme en önemli ibadetlerdendir.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 18

Başlangıç
Önceki
1