Çarşamba, Ocak 27, 2021

Text Size

Ahlak



Dünyada imtihan tamam anlamıyla bireyseldir, kişiye özeldir.

Yüce Allah olayı bütün netliğiyle hidayet kaynağı kitabı Kur’an-ı Kerim’de aktardı:

“Eğer inkâr ederseniz, bilin ki Allah'ın siz(in iman etmeniz)e ihtiyacı yoktur. Fakat O, kullarının küfrüne razı olmaz. Eğer şükrederseniz (vazifenizi yerine getirirseniz) O'nu memnun edersiniz. Hiçbir günahkâr, diğerinin günahını yüklenecek değildir. Sonra (ne kadar yaşarsanız yaşayın eninde sonunda) tümünüz Rabbinize döneceksiniz ve o zaman (hayatta iken) yaptıklarınızı size gösterecektir. Şüphesiz O, (insanların) kalplerinde olan (gizli niyet ve düşünceler)i de hakkıyla bilendir.” Zümer, 39/7.

Dolayısıyla insanın yoğunlaşması gereken konu başkası değil, kendisidir.

Tek başına çıplak doğduğu dünyadan tek başına çıplak olarak Rabbine dönecek ve orada en ince ayrıntılarda dâhil her şeyden hesaba çekilecektir.

Şu kısa ömürde akıllı insanın başkasıyla, diğeri ile uğraşması ahmaklıktır.

Üstelik Rabbimiz ısrarla “kötü zan da bulunmayın, hep hüsnü zan edin, gıybet yapmayın, her habere inanmayın, kardeşlerinizin kusurlarını araştırmayın” (Hucurat, 49/12) emrederken akıllı insan nasıl kendini unutup ahirette karşısına çıkacak, Allah’ın müdahale etmeyip muhtaç kullarla görülecek insanı ebedi iflasa sürükleyecek günah dosyalarını elleriyle itina ile hazırlar.

Başkasını ayıplayanın o ayıbı işlemeden ölmeyeceğini Allah Resulü (s.a.v.) söylüyor.

Başkasında o ayıp, günah olsa bile bunu konuşan kendi yoluna kesin basacağı mayınları döşeyen akılsız zavallı olmuyor mu?

Devamını oku...

Osmanlı’nın zirve döneminin liderleri Yavuz ve Kanuni’nin veziriazamı Lütfi Paşa’nın yönetim felsefesinin ana meselesi teennidir.

TEENNÎ: “Bir işi acele etmeden iyice düşünerek yapma, temkinli ve ihtiyatlı davranma.”

Bazı âyetlerde eleştiri üslûbuyla insanın aceleci olduğu belirtilmiştir (İsrâ 17/11; Enbiyâ 21/37).

İki âyette Hz. Peygamber’e, kendisine gelen âyetleri unutacağı endişesiyle o sıradaki vahiy henüz tamamlanmadan onları okumakta acele etmemesi, vahyin tamamlanmasını beklemesi öğütlenmiştir (Tâhâ 20/114; Kıyâme 75/16).

Güvenilir olmayan birinin getirdiği habere inanıp mâsum insanlara zarar vermemek için haberin doğruluğunu araştırmayı emreden âyet de (Hucurât 49/6) hüküm vermekte acele edilmemesi ve basîretle davranılması gerektiği şeklinde yorumlanmış, bu âyet indiğinde;

Resûlullah’ın, “Teennî Allah’tan, acelecilik şeytandandır buyurduğu (Tirmizî, “Birr”, 65) bildirilmiştir. (Taberî, XI, 383-384; Şevkânî, V, 70)

Gazzâlî, şeytanın kalbe nüfuz etmesinin yollarını açıklarken anılan hadisi ve acelecilikle ilgili bazı âyetleri kaydedip bu yollardan birinin de davranışlarda acelecilik ve sebatsızlık olduğunu belirtir (İḥyâʾ, III, 33).

Yavuz ve Kanuni’nin Sadrazam Lütfi Paşa; “Veziriazamda garaz bulunmamalı, hak sözü padişaha çekinmeden söylemelidir. Onu fazla paraya meyletmekten ve mal düşkünlüğü ile vebale uğramaktan korumalıdır. Divan’a tedbirli, akıllı ve mal tahsilinden anlayan ağırbaşlı, acele etmeden teenni ile hareket eden defterdarlar atamalıdır” ikazında bulunur.

Devamını oku...

Her şey “ben sizin rabbiniz değil miyim?” sorusuna;

“Bela: Evet sen bizim rabbimizsin” sözüyle başladı. (A’raf, 7/172)

Din bir sözle başladı.

Peki, neydi söz.

Söz ağızdan çıktığında bütün kâinata yayılan ve uyduğun kadar,

Değer gördüğün,

İtibar bulduğun,

Saygınlık kazandığın,

Müslümanlığını gösterdiğin,

Mümin kaldığın,

Habil’e kardeş,

Emin Hz. Muhammed(s.a.v.)’e ümmet,

Sıddık Ebubekir(r.a.)’a arkadaş olduğun,

Kısaca; uyduğun kadar insan olduğun bir temel ölçüdür söz.

Ağzından çıkan söze uymadığında ise;

İblise oyuncak,

Kabile kardeş,

Karun’a arkadaş,

Ebu Cehile yoldaş,

Kısaca; uymadığın kadar alçaltıcı bir belirleyicidir söz.

Sıddık: Allah’ı verdiği sözü hakkıyla yerine getiren demektir.

Sıddıklık makamı şehitlik makamından üstündür.

Devamını oku...

Allah Teâla bütün dinlerin Ata olarak kabul ettiği(bu sebeple Kudüs’ün girişine ehlince “İbrahim Halilullah” yazılmıştır) Hz. İbrahim (a.s.) üzerinden Hz. Âdem (a.s.) ile başlayan İslam dinini anlatıyor bizlere.

Gelin! Birlikte baştan sona tek makbul din olan İslam’ı(Al-i İmran, 3/19) baştan sona özetleyelim.

Öncelikle kulu, atamız İbrahim(a.s.) için “teslimiyet” istiyor Rabbim:

Birinci aşama: “Rabbi Ona: "(İslam’a) Teslim ol, selamet bul" dediğinde: (O) "Âlemlerin Rabbine teslim oldum" yanıtını vermişti.” Bakara, 2/131.

Bize de dönüyor diyor ki:

“(Ey mü'minler!) Siz şöyle deyin: “Biz; Allah'a, bize indirilmiş olan (Kur'an')a, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a ve torunlarına indirilmiş olanlara, Musa'ya, İsa'ya verilenlere, peygamberlere Rableri tarafından verilmiş olanlara iman ettik. Onların hiçbirinin arasını diğerinden ayırmayız. Biz ancak O'na teslim olan (Müslüman)larız.” Bakara, 2/136.

İkinci aşama: Yüce Allah salih amel, ibadetlerle kullukla kendi boyasıyla(sıbgatullah) boyanmamızı istiyor:

“Allah'ın verdiği rengi alınız (O'nun boyasıyla boyanınız)! Kim (hayata) Allah'tan daha güzel renk verebilir? Biz ancak O'na ibadet ederiz.” deyiniz.” Bakara, 2/138.

Üçüncü aşama: Kınayanın kınamasına aldırmadan, sağını solunu boş verip, önüne bakarak muhlis bir kul olana kadar kararlılıkla teslimiyet, ibadet yolunda muhlis bir kul oluncaya kadar tevhid, teslim, tevekkül, dua, azim ve sebat la yoluna devam etmek:

“De ki: “Allah hakkında bizimle didişmeye mi gireceksiniz? Oysa O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da sizedir. Biz kendimizi yalnızca O'na gönülden adamışız (tam bir samimiyetle sadece O'na bağlıyız).” Bakara, 2/139.

Devamını oku...

“İnci arıyorsan denizin dibinde ara, kıyıya vuran sadece köpüktür” der Mevlana.

Zahir-batın ikileminde, zahir sadece batnın kabuğunu ifade eder.

Kabuk-öz kıyasında, kabuk sadece öz koruyan, muhafaza edendir.

Mazruf-zarf tasvirinde aslolan mazruf, zarf sadece kılıftır.

Ve… Ruh-beden karşılaştırmasında maksat ve asıl ruhtur.

Nicelik(sayı)-nitelik(kalite) anlatımında mevzunun özü kalitedir.

Misaller çoğaltılabilir…

Gözümüzü nereye çevirsek kâinat, özün kabuğa üstünlüğünü haykırır.

Soğanın cücüğü en derinliğindedir.

Eşyada her yerde en değerliler derinlerdedir.

Elması yüzeyde bulamazsınız…

İnsanın kalitesi de, derinliğine yürüyebildiği, o cesaret gösterebildiği kadardır.

Bir bal arısı gibi çiçeklerden, eşya, kitap ve insanlardan aldığı nektarlardan topladığı malzemeyle kendi kovanına çekilip, içinin derinliğine yürümelidir insan.

“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır” der Koca Yusuf.

Jose Mauro De Vasconcelos Şeker Portakalı’da insanı olgunlaştıran acının derinliğine nasıl nüfuz ettiğini şu cümlelerle anlatıyordu:

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 19

Başlangıç
Önceki
1