Perşembe, Ekim 17, 2019

Text Size

Ahlak



İnsan son nefese kadar süren sınırsız yükselişler ve düşüşlerle dolu bir yolun yolcusudur.

Çıkarken tekbirle Allah’ı yücelterek nefsinin şımarmasına müsaade etmeyen mümin,

inerken etrafı boşalsa da onu asla terk etmeyen Rabbini teşbih ederek yaşar bir ömür.

Ve imtihan dünyasının en kıymetli değeri samimi bir dosttur.

Gerçek dost, dostunu her daim iyi ve güzele doğru yönlendirendir.

Bunun için de dost dostunu eleştirir.

Sürekli öven dost dost değil, dost görünümlü düşmandır.

Dostun dosta eleştirisine dair Kur’an-ı Kerim’de yüzlerce misaller vardır.

Hz. Adem ve Hz. Havva’nın Allah tarafından eleştirilmesi ve onların Yüce Allah’ın eleştirisini dikkate alıp,

“Ey Rabbimiz! Biz kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, hiç şüphesiz kaybedenlerden oluruz!” dediler”

(A’raf, 7/23) sözleriyle    tövbe ve istiğfar ile sıratı müstakime dönüp kazanmaları.

Meleklerin Hz. Adem hakkında “yeryüzünde kan dökecek fesat çıkaracak birini mi yaratacaksın?” şeklindeki itirazlarına Yüce Allah’ın cevap vermesi onları uyarması üzerine meleklerin

"Sen her türlü kusur ve eksiklikten uzaksın. Bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen her şeyi gerçeği ile bilensin" (Bakara, 2/32) şeklinde özür dilemeleri;

İblis Yüce Allah tarafından eleştirilmesine rağmen, eleştiri ve uyarıyı dikkate almadan kendi mantığıyla savunmaya geçip,

“Ben ondan üstünüm. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın”(Sad, 38/76) sözleriyle hatada inat ve ısrar ederek ebedi helake gidecek yola girmesi.

Hz. Nuh’un oğlu Kenan konusunda “ehlim” iddiası ile ısrar etmesi ve Yüce Allah tarafından,

“Ey Nuh! Bu senin oğlun değil. Zira onun sana isyan etmesi, onu senin oğlun olmaktan çıkarmıştır" (Hud Suresi, 45-47)

cümlesiyle uyarılması ve “"Hakkında kesin bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım.

Eğer beni af etmezsen, bana merhamet etmezsen, her şeyi kaybedenlerden olurum." (Hud Suresi, 47) sözleriyle özür dilemesi.

Hz. Yunus’un Yüce Allah’tan izin almadan kızıp kavmini terk etmesi, balığın karnına düşünce,

“Senden başka ilâh yoktur. Sen her türlü noksanlıktan, еşi-ortağı olmaktan uzaksın.

Şüphesiz ben kendine yazık еdеnlеrdеn oldum”(Enbiya 21/87) sözüyle tövbe ve istiğfar etmesi ve necata ulaşması.

Hz. Muhammed(s.a.v.) Yüce Allah tarafından Abdullah İbn Mektum ile ilgili şöyle uyarıldı:

Devamını oku...

Ramazan oruçlarımızı tuttuk, bayramımızı idrak ettik hamd olsun.

Bayram sohbetlerinde dikkatimi çekti.

Konuşmalarımız karamsar, negatif ve bol memnuniyetsiz cümleler içeriyor.

Bazı insanlar ‘’kara delik gibi’’ pozitif enerjileri de yutuyor, yok ediyor.

Oysa yaşadığımız zaman dilimi ve imkanlar ümitvar olmamızı, pozitif cümleler kurmamızı ve bol memnuniyet ve hamd içeren cümleler kurmamızı emrediyor.

1900’de dünyada Müslüman oranı %12 iken 2000’de %24.

1900’de birçok İslam ülkesi direk sömürge iken bu gün bazı eksiklikler olsa da bağımsız ülkeler.

İslam Konferansı Örgütü(İKÖ) istediğimiz seviyede olmasa da İslam Devletler Birliği’nin çekirdeğini taşıyor ve her geçen gün gelişiyor.

Hac ve umre ibadetleri, dünyanın her yerinden gelen bayram namazı ve Cuma namazı fotoğrafları geldiğimiz mesafeye şükretmemizi emrediyor.

Yeni Zelanda’da verdiğimiz şehitler ve ortaya çıkan tablo İslam’ın en uzak coğrafyalarda dahi hızla geliştiğini müjdeliyor bizlere.

Problemlerimiz yok mu?

Tabii ki var.

Başta Doğu Türkistan, Yemen ve Filistin coğrafyamız en öncelikli tedavi edilmesi gereken yaralarımız.

Ama bu yaraları tedavi etmek için önce güçlü bir imana, bol ümide, aşk ve şevke ihtiyacımız var.

Karamsarlık ve negatif bakış açısının başta kendimiz sonra çevremiz olmak üzere kimseye fayda vermediği gibi büyük zararlarda veriyor.

Devamını oku...

İman; kulun talep etmesi ile Allah’ın kalbine yerleştirdiği bir nurdur.

Peki imanın işaretleri nelerdir?

Bir insanın Allah’tan iman nurunu talep ettiğini ve Allah’ın O’nun kalbine iman nurunu yerleştirdiğini nasıl anlarız?

Burada salih amel devreye giriyor.

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah müminleri ‘’İman eden ve salih amel işleyenler’’ olarak vasıflandırıyor.

Peki salih amel nedir?

Salih amel; Yaratılmışların haklarına tecavüz etmemekle birlikte, Allah’ın haklarına hakkıyla riayet etmektir.

Önce zarar vermeyeceksin.

Zarar vermemek, fayda sağlamaktan öncelikli ve değerlidir.

Def’i mazarrat, celb-i menafiden evladır.

Önce ‘’la’’ diyeceksin imanına aykırı her işe ve kalbini tertemiz kılacaksın putlardan.

Sonra ‘’illa Allah’’ deyip tertemiz kıldığın kalbe imanı yerleştireceksin.

Önce sabah namazının sünnnetinde ‘’Kafirun’’ suresini okuyup, küfre dair her şeyi kalbinden, aklından, hissiyatından ve hayatından çıkaracaksın.

İkinci rekatta ‘’İhlas’’ suresini okuyup Allah’ın varlığını ve birliğini kalbine, imanına ve hayatına dolduracaksın.

İman kuru bir söz ve söylemden ibaret değildir.

İman bir iddiadır ve ispatı amellerledir.

Ameller imanın muhafızıdır.

Amelinde 2 türü vardır.

Devamını oku...

"Dost bağına sebepsiz girilmezmiş" derler.

Kültürümüzde karşılığı olan çok güzel bir yaklaşım.

İnsanın insana işi her zaman düşer.

Hakiki dost ise, dostu yardım istemeden yardımına koşandır.

Evet! Günde 40 defa Fatiha suresi ayeti olan “İyyake na’büdü ve iyyake nestain/Biz yalnız sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz” sözümüzü yineliyoruz.

Tabii ki arayan ve isteyen insan olmaktan ziyade, istenen ve aranan insan olmak daha makbul.

"İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır." Necm, 53/39

Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası,

Dostunun yüz karası, düşmanının maskarası.

Mehmet Akif Ersoy

Ancak şu gerçeği unutmamak lazım ki; imtihanın gereği olarak gönderildiğimiz dünyada yollar hepimiz için inişli-çıkışlı dostlar.

And olsun ki, sizi korku ve açlıkla, mallardan, canlardan ve (alın teri) ürünlerinden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele! Bakara, 2/155

Yukarı çıkarken, makam-mevki sahibi olurken, para kazanırken –nefsimize gurur gelmemesi için- tekbir getirip her şeyden büyük Allah’ımızı hatırlarken, aşağı inerken, makam mevki ve para kaybederken –ümitsizliğe düşmemek için- yine Allah’ı tespih ederek, herkes terk etse de bizi terk etmeyen yaratıcımızı unutmamak hadisin emri.

O halde ‘’veren el alan elden üstündür’’ tespiti çerçevesinde çalışıp kazanıp veren el, aranan, istene kişi olmak en güzeli.

Devamını oku...

İnsan ahsen-i takvime(en güzel suret) doğru yükselebildiği gibi, esfel-i safiline(aşağıların aşağısı) yönünde yuvarlanabilme potansiyeliyle dünyaya gelir.

Yukarı ve aşağıya yönelik sınırsız bir yol açılmış imtihan için gönderilmiş beşerin önüne.

Bir ömür boyu yaptığı tercihler onu melekleri geride bırakan bir ulviyete çıkarabildiği gibi, şeytanları geride bırakan bir rezaletler çukuruna yuvarlayabiliyor.

En kadim ve 7/24 nefes almadan işini yapan düşmanı şeytan insanı dalalet uçurumlarına yuvarlamaya çalışıyor sürekli.

İnsan en büyük kuvveti zaaf ve aczini bilip Rabbine ve O’nun 124 bin Peygamberi vasıtasıyla gönderdiği kopmaz ipine sarılırsa şeytana ve nefse karşı başarılı olup yaratıldığı ahsen-i takvimde kalırken, dalalet çukurlarına düşmekten de kurtulur.

Zaaf ve aczini bilen insan ne yapar?

Fiili ve kavli dua ve tevekkülle sürekli Rabbinim inayet ve yardımını talep eder, istiğfar ve tövbe ile de şeytan, nefis ve dostlarının hücumlarından korunur.

Kendinde kuvvet ve kudret izafe eden insan içine düştüğü gurur ve kibirle şeytan ve nefse karşı savunmasız kalır. Onların 7/24 hücumlarına dayanamayarak esfel-i safiline düşmekten kurtulamaz.

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah ve tarih kitapları gurur ve kibirle kendine aşırı güvenen insanların başına gelen ibretlik hikayelerle doludur.

Bunlardan birisi Karun’dur.

Karun o kadar zenginlemiştir ki; hazinelerin altından anahtarlarını 40 devenin ancak taşıdığı bildirilir.

Allah’ın bu lütfuna mazhar olmuş Karun’a Hz. Musa ve Hz. Harun zekat(fakirin hakkı) istenmeye gittiğinde;

Paranın kendisine sağladığını düşündüğü kuvvet ve kudretle  gurur ve kibire bürünerek Hz. Musa ve Hz.. Harun’a şöyle cevap verdi:

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 17

Başlangıç
Önceki
1