Pazartesi, Aralık 18, 2017
Text Size

Konya-Derbent'teydik...

Konya-Derbent'te gençlerleydik. Derkad başkanı Hüseyin Eşgin ve İlçe Meb Müdürü Adem Yaldız'a teşekkürler...

Minik adımlar ailesiyle '9 S'si paylaştık...

Veli Vural Beyin nazik daveti üzerine Minik Adımlar ailesiyle,diriliş nesliyle buluştuk,konferans verdik,kitap imzaladık. Yeni Türkiye Gençliği coşku...

Özel Model Eğitim Kurumundaydık...

Gençler harikaydı,Başta Süleyman Türk kardeşim olmak üzere,Emeği geçen Rehber öğretmenimiz Esra Hanım veOkul müdürümüz Fehmi Adam BeyeTeşekkür ederim.

  • Konya-Derbent'teydik...

    Cuma, 30 Haziran 2017 12:11
  • Selçuk Üniversitesindeydik...

    Perşembe, 16 Mart 2017 09:07
  • Minik adımlar ailesiyle '9 S'si paylaştık...

    Çarşamba, 01 Şubat 2017 08:29
  • Kur'an Kursu Eğiticileriyle 'Ailede Huzur İçin 9 S'i konuştuk.

    Salı, 24 Ocak 2017 11:52
  • Özel Model Eğitim Kurumundaydık...

    Perşembe, 08 Aralık 2016 07:59

Ahlak



90 lı yılların başlarıydı.

Gündüzleri üniversite okurken, geceleri sağlık memuru olarak adli tabiplikte nöbet tutuyordum.

Fakülteden çıkıp Dağlık Karabağ’da Azeri kardeşlerimize Ermenilerin yaptığı zulüm ve işkencenin fotoğraflarının bulunduğu sergiyi gezdim.

Duygulanmıştım, hüzünlü bir ruh haliyle nöbetime başladım.

İlk gelen adli vak’a pedofili bir sapığın küçük yaştaki çocuğa cinsel istismarı idi.

Zaten sergiden dolayı hüzünle dolu dünyam tamamen allak bullak olmuştu.

İyice bunalan ruhuma bir pencere açmak için okuduğum kitabın boş sayfalarına yazmaya başladım.

Yazının özeti şuydu:

Kilometrelerce ötede Müslüman kardeşlerimiz için endişelenip, hüzünlenip duaya, maddi-manevi çabaya kalkışırken hemen dibimizdeki bize daha yakın olan Müslüman kardeşlerimizin sıkıntılarını ihmal mi ediyorduk?

Kıyas yaptım. Azeri kardeşimiz düşman silahıyla şehit olurken, burada vatanımda 4 yaşındaki çocuk bir ömür utançla taşıyacağı bir suçun muhatabı olmuştu.

Gece uzundu ve derinlemesine tefekkür, teemmül, tezekkür, taakkuldan sonra anladım ki şeytan en büyük numarasını işletiyor mümin kalpler üzerinde.

İmtihan için gönderildiğimiz dünyada Rabbimiz bize şeytanın apaçık bir düşman olduğunu bildirir: ‘’Şeytana itaat etmeyin, o size açık bir düşmandır diye size öğüt vermedim mi? Ey Adem oğulları!...’’ Yasin,36/60

Kur’an-ı Kerim'de Yüce Allah baştan sona şeytan ve hileleri konusunda bizleri ikaz eder.

Şeytanın en büyük numarası ise bana göre, zaman olarak ‘AN’ı, mekan olarak bulunduğunuz ‘KONUM’u ıskalamanızı sağlamaktır.

Bu anlamda şeytan çok gayretlidir ve nefis şeytanın bu konuda her daim içeriden destekçisidir.

Devamını oku...

İnsanın ezelden ebede yolculuğunda en çok dikkat etmesi gereken yol arkadaşlarıdır.

Dar dairede eşimiz ve çocuklarımızla başlayan ve durgun bir suya atılan taşın oluşturduğu halkalar misali genişleyen arkadaşlar.

‘’Evvel-refik bağdet-tarik=Önce yol arkadaşı, sonra yol’’ sözü bu gerçeği ne güzel anlatır.

Neden yol arkadaşı bu kadar önemlidir?

Çünkü onlar bize her daim ayna tutan, gerçekle beraber yürümemizi sağlayan yardımcılarımızdır.

Abd’de de başlayan ve dünyaya iletişim imkanlarının gelişmesiyle hızla yayılan pragmatizm arkadaşlık anlayışımızı etkiledi.

Pragmatizm: Felsefede; uygulayıcılık, uygulamacılık, fiîliyye, faydacılık, yararcılık gerçeğe ve eyleme yönelik olan, pratik sonuçlara yönelik düşünme temelleri üzerine kurulmuş olan felsefi akım.    insanların "iyilik, hakikat, doğruluk" gibi kavramları bir kenara bırakıp herhangi bir şeyi değerlendirmede "kişisel faydayı" esas alan düşünce sistemidir.

Oysa Yüce Allah insanı meleklerden farklı olarak hata yapan bir varlık olarak yaratmış ve hatasını fark edip tövbe etmesini övmüştür.

İblis ile Hz. Adem arasındaki fark da budur. İkisi de hata yapmış, hataları Allah tarafından kendilerine bildirilmiş, neticede birisi hatasında ısrar etmiş, diğeri hatasını itiraf edip tövbe etmiştir.

İşte arkadaşlarımız bize ayna olmalı sadece ve sadece göstermelidir.

Pragmatizm arkadaşlık ilişkilerinde maalesef ‘’faydacı’’ yaklaşımı ön plana çıkardı.

Arkadaş arkadaşa gerçekleri söylemek yerine onun hoşuna gidecek ‘’beyaz’’ yalanları tercih eder oldu.

Yaklaşım çok cazibeli,çok çekiciydi.

Zira direk insanın en zayıf noktasına, en kuvvetli zaafına egosuna hizmet ediyordu.

Sürekli kendisinin kusursuz olduğunu söyleyen arkadaşlar , beyaz ve pembe yalanlar insanı adeta uyuşturucu etkisiyle hayal dünyasında uçuruyordu.

Oysa uçmak kolay ama inmek zordu.

Devamını oku...

Nasreddin Hoca çarşıda dolaşırken gevezenin biri:


– “Efendi, az önce nar gibi kızarmış bir tepsi baklava götürdüler,” demiş.

Hoca aldırış etmeksizin ;


“Bana ne ?” demiş.

– “Amma, baklava tepsisini sizin eve götürdüler” demiş geveze.


Hoca terslemiş adamı;


– “O zaman sana ne demiş…


Peygamberimiz ‘’Malayaniyi kendisini ilgilendirmeyen lüzumsuz , işleri)  terk etmek, kişinin müslümanlığının güzelliğindendir.’’buyuruyor.

Rabbimiz ise İsra suresi 36. ayette;

‘’ Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme! Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan (o peşine düştüğün şeyden) sorumludur’’ ikazını yapıyor.

Günümüzde özellikle sosyal medyanın sağladığı imkanlar, bizleri hayatımızın en önemli sermayesi olan zamanı kullanım konusunda özel bir dikkate davet ediyor.

Zira geçmişte gıybet, dedikodu, nemime, iftira gibi ağızdan ağza işlenen günahlar, bugün sosyal medya üzerinden işlendiğinde binler,yüz binler, milyonlar katında günah olarak karşımıza çıkıyor.

Olumlu veya olumsuz işlenen her amelin çok ciddi karşılıları var günümüzde.

İnsanımız internet üzerinde, özellikle sosyal medya düzleminde  ‘bir tık’ diye basite aldığı bir işlem dünya/ahiret çok büyük sorumluluklara yol açabiliyor.

Hayatımızı planlarken meşguliyetlerimizi Nasreddin Hoca’nın ‘’sanane/banane’’ ölçüsüyle gözden geçirmek zorundayız.

Devamını oku...

Hz. Adem babamız ve Havva annemiz ile İblis emre itaatsizlik konusunda aynı pozisyonda idiler.

Kıyamete kadar ayrılan ve birbirinden ayrılan yollara girime gerekçeleri şuydu.

Hz. Adem babamız ve Hz. Havva annemiz Rabbimizin eleştirisini dikkate almış,

öz-eleştiri yapmış, girdikleri yolun yanlış olduğunu anlamış ve dönmüş,

Rablerinin istediği yola revan olmuşlardır.

‘’Böylece ikisinin de yanılmalarını sağladı.

Âdem ile eşi o ağacın meyvesinden tadınca, mahrem yerleri açılıp ortaya çıktı.

Bunun üzerine cennet yapraklarıyla oralarını örtmeye başladılar.

Rableri de onlara şöyle seslendi:

“Ben ikinizi de o ağaçtan yasaklamadım mı?”

Ve size: “Şeytan mutlaka ikinize de açık bir düşmandır” demedim mi?

(Hz. Adem ve Havva her ikisi de:)

“Ey Rabbimiz! Biz kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, hiç şüphesiz kaybedenlerden oluruz!” dediler. ‘’ A’raf, 7/22,23

İblis ise yaptığı yanlış fiil sebebiyle eleştirildiği halde gittiği yolu terk etmemiş ve kendi mantıksal düzleminde gurur ve kibirle savunmaya geçerek eleştiriye eleştiri ile cevap vermiştir.

‘’Allah İblis'e: “Secde etmeni emrettiğimde seni secde etmekten alıkoyan ne oldu?” dedi.

Devamını oku...

İnsanın(nefs) yaratılış hikayesi Rabbimiz tarafından şöyle anlatılır:

‘’Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene,

Sonra da ona iyilik(takva) ve kötülük(fücur) kabiliyeti ilham edene and olsun ki,

Muhakkak (isyan ve günah(fücur) kirlerinden) temizlenen nefis kurtulmuştur.

Onu (isyan ve günahla(fücur)) kötülüğe gömen ise mahvolmuştur.’’

Şems,91,7-10

‘’Ey îmân edenler!

(Samîmî bir tövbe olan) Tövbe-i Nasûh ile Allah’a tövbe edin!

Olur ki Rabbiniz, sizin kötülüklerinizi örter ve Allah, peygamberi ve onunla berâber îmân edenleri utandırmayacağı bir günde, sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyar!

Onların nûru önlerinde ve sağlarında koşar (da): “Rabbimiz! Nûrumuzu bize tamamla ve bize mağfiret eyle!

Şüphesiz ki sen, her şeye hakkıyla gücü yetensin!” derler.

Tahrim,66/8

‘’Ey insan!

Senin elinde gāyet zaîf, fakat seyyiâtta (kötülükte) ve tahrîbâtta (bozmakta) eli gāyet uzun ve hasenâtta (iyilikte) eli gāyet kısa, cüz’-i ihtiyârî nâmında bir irâden (seçebilme hakkın) var.

O irâdenin bir eline duâyı ver ki, silsile-i hasenâtın (iyilikler zincirinin) bir meyvesi olan Cennete eli yetişsin ve bir çiçeği olan saâdet-i ebediyeye eli uzansın!

Diğer eline de istiğfârı (tövbe edip yalvarmayı) ver ki, onun eli seyyiâttan kısalsın ve o şecere-i mel‘ûnenin (günahlar denilen lâ‘netlenmiş ağacın) bir meyvesi olan zakkūm-ı Cehenneme yetişmesin!

Demek duâ ve tevekkül (Allah’a i‘timâd edip ona sığınmak), meyelân-ı hayra (hayrı arzulamaya) büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfâr ve tövbe dahi meyelân-ı şerri (kötülüğü arzulamayı) keser, tecâvüzâtını (taşkınlıklarını) kırar.”

(Tılsımlar, 26. Söz, 85)

Bir bedevî Hz. Peygamber (asm)’ın mescidine girdi ve:

“Allahım!

Ben, senden affımı istiyor ve sana tövbe edip, sığınıyorum!” dedi ve tekbîr aldı.

Namazını bitirince, duâsını işitmiş olan Hz. Ali (ra) ona hitâben:

“Ey adam!

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 13

Başlangıç
Önceki
1