Pazar, Haziran 16, 2019
Text Size

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar Erh...

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bize bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar ve Erhan Dargeçit beylere teşekk...

Zehra Okullarındaydık..

Zehra Okullarında Eğitimcilerle birlikteydik...

  • ''Yorulmaz Bilginler'' kreşimiz velilerine ''Ailede Sosyal medya ve iletişim'' konulu konferans verdik.

    Cuma, 10 Mayıs 2019 08:21
  • 5. Akşehir Kitap Fuarına katıldık...

    Pazartesi, 06 Mayıs 2019 12:04
  • İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Salı, 30 Nisan 2019 08:51
  • İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Çarşamba, 24 Nisan 2019 10:16
  • Zehra Okullarındaydık..

    Pazartesi, 22 Nisan 2019 12:06


Winnicott isimli bir bilim adamı "hırsızlık yapan çocuk annesini arar" demiştir. Yani hırsızlık bir anne yokluğu neticesidir. Anne hayatta olabilir. Hayatta olmaması şüphesiz daha büyük bir kayıptır. Ancak hayatta olduğu halde gerçek bir anne davranışı gösteremeyebilir. Özellikle sevgi, şefkat, ilgi konularında çocuğuna sıcak analık yapamayabilir.İşte Winnicott bu tip annelerden bahis etmektedir.

Sevgisiz anneler çocuk için birinci plânda şanssızlıktır. Yine şöyle bir söz vardır: "Her anne babanın çocuğu vardır, ancak pek çok çocuğun anne ve babası yoktur". Ne kadar anlamlı değil mi?

 

Oral dönem insan yaşamının ilk yılını kapsar.Bu evrede "id"in hakimiyeti vardır. Uzmanlar bebeğin gelişmesinde oral aşamanın , rolünün bilinenden büyük olduğunu iddia etmektedirler. Bir çok nevrotik problemin ve kişilik yapısının bu erken çocukluk döneminde ortaya çıktığını iddia etmektedirler.Haz alımının yolunda gitmesi ya da gitmemesi her dönemde saplanmaya yol açar ve bu da kişiliğinde derin izler bırakır.Bireyin haz kaynağı ağızdır. Bu nedenle bebekler her şeyi ağızlarına alarak tanımaya çalışırlar. Yeterli doyuma ulaşmayıp oral evrede saplanan (oral fiksasyon) kişilerin gelecek yaşamında  sürekli ağzın işler halde, bir şeyle meşgul olmasına ihtiyaç duyma , oburluk , alkol , sigara tiryakiliği , kürdan çiğneme , cinsel sapıklıklar tarzında anormallikler görülebilir. Bu dönemde meydana gelen sapmalar, saplantılar ve fiksasyonlar, bir çok patolojik bireyi doğurmaktadır. Annesinden M yeterince meme alamamış bir bebek (hem maddi ve hem de manevi manada) ileride yetişkin insan olduğunda halâ ağız bölgesini aşırı tatmin etme arayışındadır (aynı zamanda merkezi sinir sistemindeki doyum merkezlerini de...) Buna bağlı olarak ta oral kavitenin hassasiyetleri ortaya çıkmaktadır.

Bir çok alışkanlık oral karakter eğilimlerinin yansımasına bağlıdır. Fazla yemek yemek , sigara içmek, alkol almak bunlara bağlıdır. Oral fiksasyon bazı homoseksüel fantazilerin gelişmesine ve bazı depressif formların ortaya çıkmasına da neden olabilir. Oral fiksasyon ,sürekli başkalarını "iğneleyici" kişilik "oral sadist" kişilik olarak ta kendini gösterebilir.

Çocukta sağlıklı ve yeterli duygu gelişimi anne yakınlığı , teması ve doyumu ile , sağlıklı ve yeterli zeka gelişimi ise baba yakınlığı , teması ve doyumu ile mümkündür.Çocuk özellikle oral dönemde anne ve babaya veya anneye veya babaya doymazsa ileri ki yaşlarda mutlaka yukarıda sayılan anomaliler görülecektir.

Annelik , tümüyle içgüdüsel bir yetenek değil, büyük ölçüde sonradan kazanıldığı kanıtlanmış bir duygu ve davranıştır. İlk yaşlarda, özellikle oral dönemde (bebeklik döneminde) çocuğun en büyük gereksinimi sevgi , ilgi ve ihtiyaçlarının zamanında, yeter ölçüde giderilmesidir. Devamlı, dengeli ve kararlı bir sevgi, çocuğun sağlıklı büyümesi, sağlam bir kişilik geliştirmesi, çevreye uyumu açısından çok gereklidir. Bir başka gereksinim olan güven duyma, dengeli bir sevgi ortamında doğar. Güven duygusu sağlıklı olarak gelişen kişi, hem kendine güvenir, hem de dış dünyaya, insanlara güvenir. Böylelikle bağımsız olmayı, kendi başına kararlar almayı, karşılaştığı güçlüklerin üstesinden gelmeyi öğrenir. Sevgi; kısacası ilgi, sevecenlik, sıcaklık annede olması gereken özelliklerdir.


Anne ile bebeğin arasındaki ilişkinin niteliği kadar, sürekliliği de çok önemlidir.İlk bir yıl içerisinde annenin uzun süreli ayrılığı, çocuğu ruhsal yönden etkilemektedir.İlk üç yaşta çocuk, annesinin ayrılığına birkaç hafta dayanabilir. Bebeklik çağında bu ayrılığın bir haftayı geçmemesi gerekir.Dört, beş yaş çocukları tanıdık bir kimse yanında anne ayrılığına bir-iki ay süreyle katlanabilirler.Ancak anne ile ilişkinin niteliğine, annenin yerine geçecek olan kişiye bağlı olarak çocuğun tepkisi çok farklı olabilir.Yedi-sekiz yaşlarından sonra,çok sarsıcı,etkileyici bir olay olmadıkça bir yıl ayrı kalabilmektedir.14-15 yaşlarından sonra kalıcı iz bırakmaz.

Anne ayrılığına çocuk ağlamayla tepki gösterir. Hırçınlaşır, huysuzlanır. Çocuklarından bir süre ayrı kalan anne, babalar dönüşlerinde, kendilerine yabancı gibi davrandığını, tepkisiz kaldığını görürler. Çocuk sanki onları unutmuş gibi davranır. Bir süre sonra ise, onlara sokulur. Sanki tekrar anne, babası gidecekmiş gibi korkar. Hiç yanlarından ayrılmak istemez. Geceleri bile beraber yatmak ister. Anne-babasına düşkünlüğü iyice artar.


Annenin hastaneye yatması ve başka zorunlu nedenlerle, altıncı aydan sonra olan anne-çocuk ayrılığında, çocukta ağır etkilenmeler ortaya çıkmaktadır. bebekte huzursuzluk, sürekli ağlamalar başlar. Yemekten içmekten kesilir. Uykusuzluk, kusmalar olur. Canlı, neşeli çocuk gider, hasta bir görünüm gelir. Bebeğin gelişimi yavaşlar. Bu ayrılık bir, iki ayı geçerse, bebekte çevreye ilgisizlik, inlemeler başlar. Çevreye donuk bakar. Bu etkilenme bebeklik depresyonu olarak isimlendirilir. Çocuk, önce annenin gidişini tepkiyle karşılar, sonra yasını tutar. İçine kapanmaya başlar. Eğer annenin yerini tutan kişi yabancı değilse daha hafif geçirir. Anne ilk üç ayda geri dönerse, bebek eski durumuna, canlılığına kavuşur. Üç aydan uzun süren ayrılıklarda kendini toparlaması çok güç olur.


Doğumdan kısa bir süre sonra, çeşitli nedenlerle anneden ayrılıp yuvalara yerleştirilen bebeklerde çeşitli gelişim bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Boyları ve ağırlıkları yaşıtlarına göre geri kalır. Sık hastalanırlar. Hastalıkları ağır geçer, ölüm oranı yüksektir.Çevreye ilgisiz olmakta,ilgi ve uyarmaya geç tepki vermektedirler.Baş sallama,baş vurma,yerinde sallanma vardır.Çevreye boş bakışlarla bakarlar.Geç yürür, geç konuşurlar.Tuvalet eğitimleri de geç kalır.


Doğumdan kısa bir süre sonra anneden ayrılıp yuvalara yerleştirilen bebeklerde görülen bedensel ve zihinsel gelişme geriliği ile sık hastalık ve yüksek bebek ölüm oranı gibi sorunların tümüne, Yuva Hastalığı veya Kurum Hastalığı (hospitalizm) adı verilir. Yatılı yuvalardaki ilgi, uyarma ve sevgi yetersizliği buna yol açmaktadır. Kısacası, anne yoksunluğudur. Çünkü bebeğin en önemli ihtiyaçları olan ilgilenme, kucağa alma, sevme, okşama, konuşup gülme yeterince sağlanamamakta, sonuç olarak da olumsuz etkilenmektedir.


Yuvalarda yetişip de daha sonraki yıllarda izlenen çocuklarda ilk görülen şey, çevreyi genel umursamazlık, ilgisizliktir. Kolay arkadaşlık kuramaz, çekingendirler. Düşünme ve kavramaları zayıftır. Zekaları donuk, duygusal tepkileri de künttür. Kuşkulu, saldırgan olurlar. Çalma, okuldan kaçma gibi davranış bozuklukları sık görülür.


Depresyon adı verilen ruhsal çöküklük ve intihar eğilimi gösteren kimselerde, beş yaşından önce anne ölümü yüksek oranda bulunmuştur. Bebek için önemli olan , anne ya da onun yerini tutan bir kimseyle sıcak ve sürekli bir ilişki içinde olmaktır.Özellikle ilk yıllarda, annenin sağladığı bakım ve sevgi çok önemlidir.Bu açığı sonradan kapatmak çok zordur. Yuvalardan alınıp evlat edinilen çocuklarda bu durum açık bir şekilde görülmektedir. Doğumdan birkaç hafta sonra yuvaya yerleştirilen çocuklarla, bir yaşından sonra yerleştirilen çocuklar karşılaştırıldığında, bir yıl anne-baba yanında olanların daha uyumlu olduğu görülmüştür.


Anne yoksunluğu ne kadar erken başlar ve uzun sürerse, davranış bozuklukları ve ruhsal dengesizlikler o oranda çok olmaktadır. Kimsesiz çocuklar için çözüm, yuvalardan çok, koruyucu aileler olmalıdır. İlk birkaç yılda, özellikle birinci yılda çekilen anne yoksunluğu, bütün yaşam boyu silinmeyen izler bırakır.

O halde ey anne babalar, bir eser yetiştirmenin ,  her zaman bir eser yapmaktan daha anlamlı ve önemli olduğu bilinciyle yetiştirin yavrularınızı.Yetiştirdiğiniz eserin kalitesi size bağlı. Dikkat ediniz ki eser her yönüyle sağlam olsun , her türlü zor şartlara dayanabilsin , sizi ve kendisini en kaliteli, en mükemmel şekliyle temsil etsin.

Yorumlar (0)

Bu yorumun beslemesine abone olun

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük

busy