Pazartesi, Aralık 09, 2019

Text Size

Son Yazılarım



Kur’an-ı Kerim kainat(afak) ve içimizden(enfüs) gelen ayetleri manaya döken modemimizdir.

Kur’an-ı Kerim devrede olmadan bu iki alemden gelen şifreler tam anlamıyla asla çözülemez.

Kur’an-ı Kerim okunurken asıl maksat Kur’an-ı Kerim’in kendisi değil, kainat ve içimizden doğup gelen ilhamlardır, şifrelerdir.

Kısaca; Kur’an-ı Kerim iç ve dış alemi anlama kılavuzumuzdur.

Dolayısıyla Kur’an- Kerim bütünüyle hafızamızda bütün manalarıyla hazır ve nazır olmalıdır.

Eksik dosya ile Windows işletim sisteminin çalışmadığı gibi, modemimiz olan Kur’an-ı Kerim 114 suresi 6236 ayetiyle bütünlüklü bir bakış açısı olmadan faydalı olmaz.

Buna Rabbimiz; “Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bu şekilde davranan birinin dünya hayatındaki cezası ancak rezil rüsvâ olmaktır; kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine itilirler. Allah sizin yapmakta olduğunuzdan habersiz değildir.”(Bakara, 2/85, 86) ikazıyla dikkatimizi çekmektedir.

Bu usule dair açıklamamızdan sonra yazımızın başlığında ifade ettiğimiz konuya geçelim.

Hz. Süleyman (a.s.) hem peygamber hem de bilge kraldı.

Dünyanın belki de gelmiş geçmiş en güçlü hükümdarıydı, zira Allah’ın lütfuyla rüzgara hükmü geçiyor, kuşların dilini biliyor, küçük büyük mahlukat emrine amade idi.

Kur’an-ı Kerim’de anlatılan kudretli hükümdar Hz. Süleyman (a.s.) ile hüdhüd kuşu arasındaki diyalog bize çok kıymetli dersler vermektedir.

Diyaloğu aktaralım ve çıkaracağımız derslere bakalım.

“Süleyman, ordusunun kuşlardan oluşan birliğini denetlerken dedi ki: “Hüdhüd'ü niçin göremiyorum, yoksa kayıplara mı karıştı?

Devamını oku...

Aile kurumu, İslam dininin sahih kaynakları Kur’an-ı Kerim ve Sünnette ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Ve bu konuda en temel referans noktamız da Kur’an-ı Kerim’dir. Öyle ki Hz Aişe (r.anha) validemiz, Efendimizin (asm) ahlâkını soranlara; “Siz Kur’ân’ı okumuyor musunuz? Onun ahlâkı Kur’ân’dı.” diye tarif etmiştir.[1]

Yüce Allah bebeğin doğumundan itibaren insanın yetişmesini temel alan ayetler göndermiştir. Tam 3 ayetle bebeğin anne tarafından en az 24 ay emzirilmesini emretmiştir.[2] Zira bebeğini emzirmekle sadece dünyanın en değerli gıdası olan anne sütünü değil, aynı zamanda bebeğinin ömür boyu etkileyecek olan şefkati, merhameti, muhabbeti ve özgüveni verir. Bu nimetten mahrum kalan bebeklerde “oral fiksasyon” gelişir. Bu sendrom bütün olumsuzlukların kaynağı kabul edilmektedir.[3]

Bu konunun önemini bilen beşeriyet tecrübesi son 150 yıla kadar bebeklerin mutlaka bir aile içerisinde büyütülmesini önemsemiştir. Peygamberimizde önce dedesi Abdulmuttalip, O’nun vefatı üzerine de amcası Ebu Talip’in yanında bugünkü anlamda “koruyucu aile” formatında büyüttü. Kendisi de Zeyd bin Harise, Ali bin Ebu Talip ve Enes bin Malik’in koruyucu ailesi oldu. Ashab-ı Suffe’yi ilk sosyal hizmet kurumu olarak sayabiliriz. Orada dezavantajlı gruplara yönelik tüm hizmetler yerine getiriliyordu. Allah Resulü ashabı-ı suffeye o kadar önem veriyordu ki, onların ihtiyaçları kızı Hz. Fatıma(r.anha)’nın ihtiyaçlarından önde geliyordu.[4]

Tarih boyu tarihte etkili olan kişilerin iyi bir aile içerisinde yetiştiklerini görürüz. Sağlıklı birey için ve huzurlu toplum için mutlu bir aile gerekliliktir. O halde iyi bir gençlik için en önemli önceliğimiz iyi bir aile kurumudur.

Aileyi bir bina gibi düşünürsek, 12 şiddetinde sosyal problemlere dayanacak bir aile yapısının teorik alt yapısını ortaya koyduk. Ailede huzur çin temelde ana taşıyıcı kolonlar olarak 3 ilke ve 6’da yardımcı kolon olarak 6 ilke belirledik. Sohbet(iletişim) birliği, sevgi birliği ve sabır birliği ana esasları teşkil ederken, sofra birliği, seccade birliği, seyahat birliği, sayfa birliği, samimiyet birliği ve sistem birliği yardımcı kolonları oluşturur.[5]

Zira aile birlikteliğin en zirvede olduğu kurumdur. Genç bir ömür boyu ihtiyaç duyacağı  bütün erdemleri aile birlikteliği sayesinde öğrenir. Aynı çatı altında ama odalarında yalnız insanlar aile değildir. Biz bu anlamda 9 S’e “birlik” ifadesini ekleme zarureti duyduk.

İslam teoriyle pratiğin birlikte yaşanması hatta ahlakın teessüs ederek bir Müslümanın hasenat dediğimiz kişisel ibadetlerini toplum hayatında yansıması olan salihatla taçlandırmalı ve bütün bu davranışları onda bir İslam ahlakı haline gelmelidir. Bu sürecin en önemli kısmı aile kurumu içerisinde gelişmektedir.

Hasenatın, salihatle birlikte yaşanıp ahlaka dönüşeceği en uygun şartlar önce aile içerisinde; daha sonra ise geniş aile tabir edebileceğimiz gönüllü teşekküller kurup cemaatle hareket etmekle mümkündür.

Amelin salih olması için temel olarak 3 şartın birlikte bulunması zarureti vardır: Adalet[6], düşünce özgürlüğü[7] ve şuradır.[8] İslam cemaat dini olup Müslümanların bütün işleri işleri için gönüllü teşekküller kurmak zorundadır.

Devamını oku...

İlk insan ve peygamber Hz. Adem'in iki oğluydu Habil ve Kabil.

Yüce Allah onlardan kurban istedi.

Habil hal ehliydi, içi dışı birdi, sakin, samimi idi. İçindeki güzelliği hareketleriyle dışına yansıttı ve sunabileceği en güzel kurbanı, en güzel şekilde sundu ve kurbanı kabul edildi.

Kabil kal ehliydi, içinde olmayanı konuşur, ağzı iyi laf yapardı ve caf caflı laflarla önce kendini kandırdı, sonra da Yüce Allah’ı kandıracağını düşünerek malın kalitesizini kurban olarak sundu.

Zira O’na göre Allah’ın kurbana ihtiyacı yoktu ve malın en iyisini sunmaya gerek yoktu. Böylece içindeki muzır düşünceleri laflarıyla süslemeye çalışan Kabil’in kurbanı kabul edilmedi.

Reddedilmesi üzerine özeleştiri yapıp hatasından dönmek yerine hatayı başka yerde aradı, öfkelendi, iblis gibi kendine göre mantıkla savunma yoluna gitti ve ebedi helakete uğradı.

İblis yaptığı hataya kıyamete kadar ortak bulmak üzere Rabbinden izin istemiş ve bu talebi kabul edilmişti.

Zira insanın imtihan alanı buydu. İblisin ordusuna ilk katılan kal ehli Kabil’di.

Allah Teala Yüce kitabında en beğenmediği, en çok kınadığı, en çirkin gördüğü kulları olarak iç-dışı farklı, yapmadığı şeyi konuşan, veya konuştuğu şeyi yapmayanlar olarak ifade etti.

“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” Saf, 61/2,3.

İçimizde olanı bize şah damarımızdan daha yakın olan rabbimiz bildiği halde O’nu bir tarafa bırakıp insanlara farklı konuşmak ne kadar çirkin bir davranış değil mi?

Bizim için aslolan insanların rızası mı, Allah’ın rızası mı?

Dua ederken Allah’a mı dua ediyoruz, insanlara mı?

İnsanlar sözlerinin etkili olmasını istiyorlarsa düdüklü tencere gibi önce iç dünyalarında pişirmeliler sonra dudaklarından dökülmeli kelimeler…

Sözün tesirinde de en önemli ilke ağızdan çıkan sözle söyleyen kişinin davranışlarının tam bir uyum içinde olmasıdır.

Kelam-ı beliğ; etkili söz:

Devamını oku...

Bağımlılıkla mücadelede 2020-2023 stratejik planı çalışmalarına Konya Platformu Eğitim, Kültür, Sağlık ve Çevre Derneği adına katıldım.

Bize “bağımlılıkla mücadelede koruyucu önleyici” faaliyetleri planlayan 2. Komisyonun  moderatörlüğü görevi verildi.

Bizde her üyeye en çok önemsediği öneriyi bir cümle ile dile getirmesini talep ettik.

2. önerisi olanlar için 2. Tura döneceğimizi söyleyerek bütün üyelerin aktif katılımının olduğu verimli bir toplantı yaptık.

Sonuçta harika, uygulanabilir öneriler çıktı:

Bağımlılıkla mücadele toplumun tümünü ilgilendirdiği için ben de kamuoyu ile paylaşmak istedim. İşte bağımlılıkla mücadelede koruyucu ve  önleyici önerilerimiz:

1. Bağımlılıkla mücadelede 0-2 yaşta annenin bebeğini sütüyle beslemesi yanında şefkate, muhabbete doyurması ve oral tatminin tamamlanıp çocuğun kendi bırakması önemli. Aksi halde “oral fiksasyon” gelişiyor ve her tür bağımlılığın altında bu sendrom yatıyor. Bu anlamda anne babalara ve anne baba adaylarına farkındalık eğitimi verilmeli.

2. Okullarda çocuklara derslerin yanında günlük yaşam becerileri kazandırılmalı, her çocuğun en az bir hobisi olmalı, eğitsel kol çalışmalarına aktif destekleri alınmalı.

3. Kredi Yurtlar Kurumu ve Yatılı eğitim kurumlarında gençlerin serbest zamanlarını verimli değerlendirebilecekleri alternatifli programlar sunulmalı.

4. Sertifikalı aile eğitimleri yaygınlaştırılıp, sertifikası olmayanların nikahları kıyılmamalı. Kişiler ailede yaşanan problemler ve çözüm önerileri konusunda yetiştirilmeli, kendilerini aşan konularda hangi kurumlara başvuracakları öğretilmeli.

5. “Uyuma” dedektörü herkesin bileceği ve kullanabileceği düzeyde tanıtılmalı.

6. Her çocuk mutlaka en az bir amatör kulüpte spor yapmalı, resmi kurumlar ve Stk’lar da amatör spor kulübü kurup hareketli ve hedefi olan bir hayata destek vermeli.

7. Medyada iletişim dili bağımlılığı özendirmemeli, Rtük Televizyonu, Btk internet mecrasını bağımlılık ve diğer kötü alışkanlıklar konusunda daha aktif denetlemeli.

Devamını oku...

Sıffin olayı; Meşru, seçilmiş Halife Hz. Ali ile İslam Devleti'nin Suriye valisi Muaviye bin Ebu Süfyan arasında yapılan savaş.

Sıffin olayı ve orada yaşananlar; İslam ümmetinin titizlikle üzerinde durup çözmesi gereken çok bilinmeyenli denklemlerinden en başta gelenidir.

Sıffin’de yaşananlar çözülmedikçe bugün Müslümanları gerçek anlamda bir ümmet haline getirmek, İttihad-ı İslam bayrağı altında toplamak çok zordur.

Zira o günde İslam binasında açılan delikler tam anlamıyla tamir edilip kapatılamadı.

Kısaca olayı hatırlayarak başlayalım.

Seçilmiş ve meşru halife Hz. Ali(r.a.) Hz. Osman’ın kanını bahane ederek itaat etmeyen Muaviye bin Ebu Süfyan’a karşı Sıffin’de kendi bulunduğu durumun haklılığına dair deliller sundu.

Delil; seçilmiş meşru halife olmasının yanında ashabın kalabalık olduğu bir ortamda söylenmiş Peygamberimizin meşhur dediğimiz bir hadisdi.

Peygamberimiz; 'Bâgî bir taife, Ammar'ı katledecek.' Dedi. Sıffîn Harbi'nde Hz. Ali(r.a.) tarafında iken Muaviye bin Ebu Süfyan taraftarlarınca katledildi. Hazret-i Ali, onu Muaviye'nin taraftarları bâgî olduklarına hüccet gösterdi. Fakat Muaviye demogoji ile tevil etti. Amr İbn-ül Âs ise cerbeze yaptı.

“Baği bir taife Ammar’ı öldürecek” hadisini meşhur olduğu için inkar edemeyen Muaviye bin Ebu Süfyan ve Amr bin As demogoji ve cerbeze yoluna gittiler.

Muaviye bin Ebu Süfyan dedi ki; “Sadece Ammar’ı öldüren kişiler bağidir, biz O’nu öldürmedik” dedi. Sanki öldürenler O’nun askeri değildi.Bu bir demogojiydi.

Amr bin As daha ileri gitti: “Ammar’ı Sıffin’e getirerek ölümüne kim sebep olduysa baği odur” diyerek cerbeze yaptı.

Hz. Ali(r.a.) bu cerbezeli yoruma şöyle cevap gönderdi. “O yoruma göre Hz. Hamza’nın katili de Hz. Peygamber mi oluyor? Zira Uhud’a Hz. Hamza’yı Peygamberimiz götürdü”

Bu cevap onları susturdu ama nefislerine basıp, hakikati itiraf edip sıddıkiyete dönemeyip ömür boyu devam edecek demogoji ve cerbezeye mahkum oldular.

Gömleğin bir düğmesi yanlış iliklendiğinde artık diğerleri de yanlış gidiyordu. Düzeltmenin yolu başa dönüp, hata başladığı yerden düzeltmekti.

Aynı hatayı Hz. Hasan(r.a.) yazılı olarak imzaladığı ahitnameye ihanet ederek devam ettirdi Muaviye bin Ebu Süfyan.

Kendisinden sonra halife olacak Hz. Hasan(r.a.) elmas tozuyla zehirletti ve ahdine ihanet ederek oğlu Yezid’i veliaht tayin etti.

İslam’a en büyük bidati babadan oğula geçen yönetim sistemi ısırıcı saltanatı sokarak çağları aşan ve günümüze yansıyan derin acı ve problemlerin yolunu açtı.

Bugün İslam Ümmeti Kur’an ve Sahih Sünnet ölçüsüyle günümüzün sosyal, siyasi, kültürel, ekonomik açıdan yeniden dizayn etmeli ve bu 3 kelimeye dikkat etmeli.

Devamını oku...

Kur’an-ı Kerim insanı Rabbine ve Kainata bağlayan modemdir.

Kur’an- Kerim aklımıza ve kalbimize Rabbimizden gelen ve sürekli yenilenen işaretleri(eserleri) nasıl bilgiye dönüştüreceğimizi öğretir.

“(Ey insanoğlu!) Allah`ın rahmetinin işaretlerine bir bak. Nasıl yeri ölümden sonra diriltiyor? Şüphe yok ki, o ölüleri diriltir. O, her şeye gücü yetendir.” Rum, 30/50.

Bu sebepten insan için dünyada en kıymetli değer Kur’an- Kerim’dir.

Bütün kitaplar Kur’an-ı Kerim’in anlaşılması için okunur; Kur’an-ı Kerim ise insana Rabbini en büyük kitap olan kainattaki tüm şifreleri çözerek tanıtır.

Dolayısıyla aslında hedef insanın Kur’an-ı Kerim ve kainat üzerinden kendini tanımasıdır.

“Kendini tanıyan Rabbini tanır, kendini bilen Rabbini bilir.”

“İlim ilim bilmektir/İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin/Ya nice okumaktır

Okumaktan murat ne/Kişi Hak'kı bilmektir” Yunus Emre.

Bu nedenle Kur’an-ı Kerim’in her harfi, hatta tecvid kuralları dahi çook kıymetlidir.

Mesela: “Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlemişse, onun mükâfatını alacaktır. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük yapmışsa, onun cezasını görecektir.” Zilzal, 99/7,8. Ayetlerde hayırda İZHAR, şerde İHFA tecvid kuralları kullanılır.

Yüce Allah hayrı izhar edebildiğiniz kadar açıklayın, yayın, duyurun; şerri ise, ihfa yapın, gizleyebildiğiniz kadar gizleyin, duyurmayın, yaymayın buyurur.

Bu girişten sonra gelelim yazımızın başlığında ifade ettiğimiz insanın formatı meselesine…

İnsanın 72 saat susması, konuşmaması durumunda insanın kendini formatlayacağını, yenileyeceğini, sistemi yeniden kuracağını Kur’an-ı Kerim bizlere müjde veriyor.

Bu muhteşem müjdeyi dikkatinize sunuyorum:

Devamını oku...

Yüce Allah dünya imtihanımızın bir ticaret, ekonomik faaliyet olduğunu öğretir.

Yaptıklarınızla ya cenneti satın alırsınız veya cehennemi.

Bakın dünyadaki ticareti nasıl anlatır Allah Teala:

“Allah, kendi yolunda savaşarak ölen ve öldüren mü'minlerin; canlarını ve mallarını Cennet karşılığında satın almıştır. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da gerçek olan bir söz vermedir. Allah'tan daha iyi sözünde duran kim olabilir? O halde, O'nunla yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte büyük başarı budur.” Tevbe, 9/111.

İslam toplumunun kurtuluş reçetesinin BİRİNCİ önceliği:

İşinin en iyisini yapan, üreten, patent alan hasenatını, salihate ve ahlaka(ekonomiye) dönüştürmüş SANATKAR kul.

Peygamberimiz daha açık: “Allah Teâla mümin muhterif kulunu (inovasyon yapan, işini geliştireni patent alan) sever” buyurdu.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz: “İnsan için ancak çalıştığı vardır. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir. Sonra da çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir.” Necm, 53/39,40,41 ayetleriyle insanın çalışıp ürettiği kadar kıymeti olduğunu ifade eder.

Bu hakikati tüm cami, mescid ve ibadethanelerimizin girişine herkesin göreceği şekilde yazmamız lazım.

Peki hakikati kısaca, herkesin anlayacağı şekilde nasıl yazalım?

Ben tabloya yazıp asacağımız cümleyi yazımın en sonunda ifade edeceğim.

Önce cümlenin Kur’an’dan delilini ortaya koyalım.

Zira Sadreddin Konevi; “Delilini Kur’an ve Sahih hadisten getirmeyen ilim marifet değildir” der.

Cuma’nın 2 rekat farz namazı ve hutbe dinleme en önemli ibadetlerdendir.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 101

Başlangıç
Önceki
1

Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

Türklerin Müslüman Olmasının N...
elinize sağlık çok işime yarayacağını düşünüyorum
Ağırlığınca duracaksın bazen ...
Tebrik eder. Hayat demek hareket demektir.
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun...
çocuk koruma kanunu ile ilgili bilgi araştırıyorum bende. bu sitede de bilgiler var. ilgilenen a...
GECE GEZME EHLİYETİ
Sadece şiddet olunca değil. Kadına hiç bir şey yapmasan bile sana iftira attığı takdirde uza...
GECE GEZME EHLİYETİ
Hiç bir kültür ve dinde olamayacak bir uygulama #aile dibine konulan dinamittir #6284yasa delilsi...

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün173
mod_vvisit_counterDün210
mod_vvisit_counterBu Hafta173
mod_vvisit_counterBu Ay3310
mod_vvisit_counterToplam545162