Pazar, Ocak 17, 2021

Text Size

Son Yazılarım



Dünyada imtihan tamam anlamıyla bireyseldir, kişiye özeldir.

Yüce Allah olayı bütün netliğiyle hidayet kaynağı kitabı Kur’an-ı Kerim’de aktardı:

“Eğer inkâr ederseniz, bilin ki Allah'ın siz(in iman etmeniz)e ihtiyacı yoktur. Fakat O, kullarının küfrüne razı olmaz. Eğer şükrederseniz (vazifenizi yerine getirirseniz) O'nu memnun edersiniz. Hiçbir günahkâr, diğerinin günahını yüklenecek değildir. Sonra (ne kadar yaşarsanız yaşayın eninde sonunda) tümünüz Rabbinize döneceksiniz ve o zaman (hayatta iken) yaptıklarınızı size gösterecektir. Şüphesiz O, (insanların) kalplerinde olan (gizli niyet ve düşünceler)i de hakkıyla bilendir.” Zümer, 39/7.

Dolayısıyla insanın yoğunlaşması gereken konu başkası değil, kendisidir.

Tek başına çıplak doğduğu dünyadan tek başına çıplak olarak Rabbine dönecek ve orada en ince ayrıntılarda dâhil her şeyden hesaba çekilecektir.

Şu kısa ömürde akıllı insanın başkasıyla, diğeri ile uğraşması ahmaklıktır.

Üstelik Rabbimiz ısrarla “kötü zan da bulunmayın, hep hüsnü zan edin, gıybet yapmayın, her habere inanmayın, kardeşlerinizin kusurlarını araştırmayın” (Hucurat, 49/12) emrederken akıllı insan nasıl kendini unutup ahirette karşısına çıkacak, Allah’ın müdahale etmeyip muhtaç kullarla görülecek insanı ebedi iflasa sürükleyecek günah dosyalarını elleriyle itina ile hazırlar.

Başkasını ayıplayanın o ayıbı işlemeden ölmeyeceğini Allah Resulü (s.a.v.) söylüyor.

Başkasında o ayıp, günah olsa bile bunu konuşan kendi yoluna kesin basacağı mayınları döşeyen akılsız zavallı olmuyor mu?

Devamını oku...

Osmanlı’nın zirve döneminin liderleri Yavuz ve Kanuni’nin veziriazamı Lütfi Paşa’nın yönetim felsefesinin ana meselesi teennidir.

TEENNÎ: “Bir işi acele etmeden iyice düşünerek yapma, temkinli ve ihtiyatlı davranma.”

Bazı âyetlerde eleştiri üslûbuyla insanın aceleci olduğu belirtilmiştir (İsrâ 17/11; Enbiyâ 21/37).

İki âyette Hz. Peygamber’e, kendisine gelen âyetleri unutacağı endişesiyle o sıradaki vahiy henüz tamamlanmadan onları okumakta acele etmemesi, vahyin tamamlanmasını beklemesi öğütlenmiştir (Tâhâ 20/114; Kıyâme 75/16).

Güvenilir olmayan birinin getirdiği habere inanıp mâsum insanlara zarar vermemek için haberin doğruluğunu araştırmayı emreden âyet de (Hucurât 49/6) hüküm vermekte acele edilmemesi ve basîretle davranılması gerektiği şeklinde yorumlanmış, bu âyet indiğinde;

Resûlullah’ın, “Teennî Allah’tan, acelecilik şeytandandır buyurduğu (Tirmizî, “Birr”, 65) bildirilmiştir. (Taberî, XI, 383-384; Şevkânî, V, 70)

Gazzâlî, şeytanın kalbe nüfuz etmesinin yollarını açıklarken anılan hadisi ve acelecilikle ilgili bazı âyetleri kaydedip bu yollardan birinin de davranışlarda acelecilik ve sebatsızlık olduğunu belirtir (İḥyâʾ, III, 33).

Yavuz ve Kanuni’nin Sadrazam Lütfi Paşa; “Veziriazamda garaz bulunmamalı, hak sözü padişaha çekinmeden söylemelidir. Onu fazla paraya meyletmekten ve mal düşkünlüğü ile vebale uğramaktan korumalıdır. Divan’a tedbirli, akıllı ve mal tahsilinden anlayan ağırbaşlı, acele etmeden teenni ile hareket eden defterdarlar atamalıdır” ikazında bulunur.

Devamını oku...

Mekke’de tek başına başladığı tevhid mücadelesindeki Hz. Muhammed(s.a.v.) ile 23 yıllık çabasından sonra Veda Haccında 100 bin kişiye hitap eden Hz. Muhammed(s.a.v) aynı tevazu, mahviyet, vakar ve ahlakı ortaya koydu.

Bu sünnete mebde(başlangıç) ile müntehayı(sonuç) birleştirmek diyoruz.

Rabbi en güzel terbiye ile terbiye etmiş ve Hz. Muhammed(s.a.v.)'i bize örnek bir ahlakla donatmıştı.

Peki, nasıl tamamlandı bu süreç? Birkaç örnekle hatırlayalım.

Bedir meydanına 3 katı büyüklüğündeki bir müşrik ordusunun üzerine giderken ki Peygamber ile galip olarak dönen Peygamber aynı idi, zira Rabbi savaş kazanılınca Resulüne şu hatırlatmayı yapmıştı:

“(Bedir'de) onları (aslında) siz (kendi gücünüzle) öldürmediniz, fakat onları (Hakka direndikleri ve zulmettikleri için) Allah öldürdü. (Ey Resul! Avucundaki kumu) attığın zaman da (aslında) sen atmadın, fakat Allah attı(rıp onları yenilgiye uğrattı). Allah bunu, inananları güzel bir imtihana tabi tutmak (sabır ve metanet konusunda eğitmek) için yaptı. Muhakkak ki Allah (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla bilendir” Enfal, 8/17.

“İnananlara: "Rabbinizin size gönderilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmeyecek mi?" diyordun. Evet, güçlüklere karşı direnir ve erdemli davranırsanız, düşman aniden size saldırdığında, Rabbiniz akın akın gelen (her türlü savaş taktiğini bilen teçhizatlı ve özel işaretli süvari birlikleri halinde) beş bin melekle size yardım edecektir” Al-i İmran, 3/124-125.

Uhut’ta daha özgüven ve motivasyonla yine kendilerinde 3 kat büyüklüğündeki müşrik ordusu üzerinde giden Hz. Muhammed(s.a.v.) ile yüzüne kanca batmış, dişi kırılmış, amcası Hz. Hamza(r.a) dahil 70 sahabesini şehit vermiş, savaştan mağlup dönen Hz. Muhammed(s.a.v.) aynıydı, Rabbi onun nu güzel halini övmüş ve bizlere de tavsiye etmişti:

“(Ey Resul! Uhud gazvesinde olduğu gibi her zaman) Allah'tan gelen merhamet sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer sert, katı kalpli biri olsaydın, kuşkusuz çevrenden uzaklaşırlardı. O halde onları bağışla, kendileri için Allah'tan af dile ve toplumu ilgilendiren her konuda onlarla müşavere et ama karar verince artık Allah'a güven (ve o işi yap). Zira Allah, tevekkül edenleri sever” Al-i İmran, 3/159.

Ve yine Rabbi hatırlatmıştı:

Devamını oku...

Modernizm bütün zamanların en iyisi olma iddiasıyla kendini bütün kutsalları içinde kapsayacak şekilde dizayn ettiği 3 ayak üzerine inşa etti.

“Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” ilkelerini esas almış ve 3 kutsal kule ile bu hedefe ulaşacağını planlamıştı.

  1. Bağımsız, seküler/laik herkesi kucaklayan bir kurum olarak, devlet
  2. Bağımsız, herkesi kucaklayan bir finans kurumu, banka
  3. Bağımsız, özgür bir bireyin yetişmesi için eşit ve özgür kadın.

Özgürlük, eşitlik ve kardeşliğin tesisi için devlet, banka ve kadının kutsallaştırılması insanlık tarihinin geçmişte yaşadığı acı tecrübelerin tekrarlanmaması adına iyi niyetle yapılmıştı.

Devlet toplumun en zayıf ve fakirini en güçlü ve zengini gibi eşit bir yurttaşı gibi görecek, muamele edecek ve koruyup kollayacaktı.

Kadın bir erkeğin sahip olduğu bütün haklardan eşit oranda faydalanacak ve asla ikinci sınıf insan muamelesine tabi tutulmayacak, şiddet, taciz, tecavüzlere karşı diğer kutsal devlet koruyup kollayacaktı.

Bankalar bütün vatandaşlar için ekonomik imkânlar oluşturacak ve herkes insanca bir yaşama için gerekli finans temin edilecekti.

150 yılı aşan tecrübe 3 kutsal kulenin çöküşünü netice verdi.

Devlet, fakir-fukarayı koruyamadığı gibi zenginler ve güçlülerin elinde bir tam bir zulüm makinesine dönüştü.

Kadın, ailenin temeli ve direği olarak oradan uzaklaştırılmakla hem aile kurumu hem kadının bizzat kendisi, en çok çocuklar, erkek kısaca herkes zarar gördü. Toplumun tüm kesimleri (kadın, erkek, engelli, çocuk, yaşlı) kurumlardan(kreş, sığınma evi, huzurevi, sevgi/çocuk evleri, engelli bakım merkezi v.b.)  hizmet alarak kadın ve aileden oluşan boşluğu doldurmaya çalıştılar ama başaramadılar, daha önemlisi mutsuzluk katsayısı giderek arttı, artıyor.

Bankalar, zengini daha çok zengin, fakiri daha fakir yapan bir finans sistemi üzerine evrildiler. Tam bir ekonomik terör makinesine dönüştüler.

Devamını oku...

Asıl adı Lütfullah olup Molla (Sarı, Deli, Maktul) Lutfi diye tanınmıştır.

1446’da Tokat’ta doğdu. İlköğrenimini zamanın âlimlerinden olan babası Kutbüddin Hasan’dan aldı. Sonra İstanbul’a giderek Sinan Paşa’dan mantık, felsefe, kelâm ve onun yönlendirmesiyle Ali Kuşçu’dan matematik okudu. Fâtih Sultan Mehmed tarafından saray kütüphanesine hâfız-ı kütüb olarak tayin edildi. Böylece buradaki nâdir eserleri inceleme imkânı elde edip birçok ilim dalında görüş bildirecek bir düzeye ulaştı. Bu sırada padişahla da -şakalaşacak kadar- yakın dostluk kurdu.

Ancak bu dostluk uzun sürmedi; vakıf kitaplarına hıyanet suçlamasıyla önce kütüphaneden uzaklaştırılıp müderris yapıldı, ardından ta‘zîr cezasına çarptırılarak hapse konuldu. Daha sonra görevine iade edildi ve Sinan Paşa’nın padişahla arasının açılıp Seferihisar’a sürülmesi sırasında onunla beraber gitti.(1476). Beş yıl sonra Fâtih’in ölümünün ardından yine Sinan Paşa ile birlikte İstanbul’a döndü ve II. Bayezid tarafından Bursa Yıldırım Bayezid (veya Sultan Murad) Medresesi müderrisliğine tayin edildi. Arkasından sırasıyla Filibe’de Şehâbeddin Paşa, Edirne’de Dârülhadis, İstanbul’da Semâniye, Bursa’da Murâdiye ve muhtemelen tekrar İstanbul’da Semâniye medreselerinde müderrislik yaptı.

Molla Lutfi zındıklık ve ilhâd suçlamasıyla yargılandıktan sonra idam cezasına çarptırıldı ve 25 Rebîülâhir 900 (23 Ocak 1495) tarihinde cezası Atmeydanı’nda boynu vurulmak suretiyle infaz edilerek naaşı Eyüp’te Defterdar Mahmud Çelebi Mescidi yakınına gömüldü. Onun idamı geniş yankı uyandıran tarihî bir hadise teşkil etmiştir. Taşköprizâde’nin “eşi bulunmaz, üstün kişiliğe sahip rakipsiz bir âlim” dediği (eş-Şeḳāʾiḳ, s. 280) Molla Lutfi’nin idamının açıklanan sebebi her ne kadar zındıklık ise de bu hükmün gerçek sebebinin hemen bütün kaynaklar tarafından hasımlarının kıskançlık ve düşmanlığına bağlandığı görülmektedir.

Devamını oku...

Konya (ÇODEM) Çocuk Destek Merkezi'nde "Engelli Farkındalığı" Semineri verdik...

İnsanı insan yapan diğerinin acısına, sevincine iştirak edebilmesidir.

Acı duyuyorsan canlısın, başkasının acısını hissediyorsan insansın.

İnsan olmak ve insan kalmak büyük bir çaba ve emek istiyor.

Bu çaba ve emekten “dağların, semavatın ve koca dünyanın kaçındığını, sadece insanın bu zor işi kabullendiğini bizzat Rabbimiz söylüyor:

“Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi.” Ahzap, 33/72.

Zor olduğu kadar kıymetli, insanı eşref-i mahlûkat makamına yükselten bu yol sarp yokuştan ibaret…

“Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir?

O tutsak bir boynu çözmek (köle azat etmek/insanları özgürlüğüne kavuşturmak)tır.

Yahut açlık gününde yakın olan bir yetimi veya hiçbir şeyi olmayan bir yoksulu doyurmaktır.

Sonra, inanıp birbirlerine sabır ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.” Beled, 90/12-17.

Toplumda “engellilik” konusunda en önemli konu “farkındalık” oluşturmaktır.

İnsanı diğer varlıklardan en mühim farkın engel kabul etmeyen bir ruha sahip olarak yaratılması ile birlikte kendisine en çok engel koyabilen özellikleri birlikte yaşamasıdır.

Fiziki dünyalarında hiçbir karşılığı olmadığı halde psikolojik rahatsızlıklar ve insan üzerindeki etkileri bunun en açık örneğidir.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 111

Başlangıç
Önceki
1

Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

Yelkenleriniz sabit mi?/Are your sa...
Abi yazılarınızı takip ediyorum. Allah razı olsun. İstifade ediyorum İnşallah.
Türklerin Müslüman Olmasının N...
elinize sağlık çok işime yarayacağını düşünüyorum
Ağırlığınca duracaksın bazen ...
Tebrik eder. Hayat demek hareket demektir.
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun...
çocuk koruma kanunu ile ilgili bilgi araştırıyorum bende. bu sitede de bilgiler var. ilgilenen a...
GECE GEZME EHLİYETİ
Sadece şiddet olunca değil. Kadına hiç bir şey yapmasan bile sana iftira attığı takdirde uza...

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün129
mod_vvisit_counterDün132
mod_vvisit_counterBu Hafta2240
mod_vvisit_counterBu Ay3697
mod_vvisit_counterToplam674780